HABERLER > ‘Ben bu bedenle mi öleceğim?’ korkum vardı
13 Şubat 2017

‘Ben bu bedenle mi öleceğim?’ korkum vardı

Pembe Hayat’ın geçtiğimiz yaz organize ettiği trans kampında Yıldız Tar’ın Emirhan Deniz Çelebi ile gerçekleştirdiği röportaj, çıkacak kitabımızdan önce burada sizlerle..

 

Emirhan Deniz Çelebi; İstanbul Üniversitesi’nde İletişim Sosyolojisi, Yıldız Teknik Üniversitesi’nde ise Sosyoloji yüksek lisansı yapıyor. İngilizce öğretmenliği mezunu ve SPoD LGBTİ gönüllüsü. Emirhan ile eğitim hayatını, trans erkeklerin sorunlarını, “abilik” müessesesini, yaşadığı yer Esenler’deki komşularının dönüşümünü ve ailesini konuştuk.


Eğitim hayatında başlayalım, şu anda yüksek lisans yapıyorsun. Peki lisansın nasıl geçti, nerede okudun?

 

Kötü bir lisans hayatım olmadı. Çevremdeki arkadaşlarımdan beni ve kimliğimi bilenler vardı. O mikro çevre dışına çok fazla çıkmamaya çalıştım. İşin aktivizm boyutuna çok girmedim, beklemem gerektiğini düşünüyordum. O dönem “Ben bu bedenle mi öleceğim” korkusu vardı bende. Öğretmen olduktan sonra geçiş sürecime başladım. Ankara’da TED Koleji’nde iki yıl öğretmenlik yaptım ve benim için çok güzel bir deneyimdi ama orada kendim gibi değildim, hoca hanımdım ve kendim olmak için bir karar vermem gerekiyordu. Psikiyatristimle ilk görüşmemi yaptıktan sonra kendim ilişiğimi kestim okulla.

 

Kesmeseydin ne olurdu?

 

Velilerim ve öğrencilerim çok seviyordu beni. Ben de mesleğimi ve öğrencilerimi çok seviyordum. Belki problem yaşamazdım ama bunun o zamanlarda maalesef bir garantisi yoktu. Kimin nasıl davranacağını bilemiyorsun. 24 yıl boyunca aileme açılmamıştım ve anneme o kadar geç açıldığım için pişman olmuştum. Ailenin ne yapacağını kestiremezken, ki bu her ne kadar benim için pozitif bir şey olsa da, elalemin ne diyeceğini bilemiyorsun.

 

Şimdi öğretmenlik yapmak istiyor musun?

 

İstemiyorum, daha çok sivil topluma gönül vermekteyim. Özel ders veriyorum. Bir komüne ders anlatmak şeklinde yapmıyorum. Şu an için öyle bir fikrim yok.

 

Kamuda öğretmen olmak istesen olabilir misin?

 

Olurum ama adımı internete yazdıkları zaman muhtemelen sorun olur. Açık kimlikli bir trans erkeğim. Yani sadece adımı yazmaları trans erkek olduğumu öğrenmeleri için yeterli.

 

Geriye dönersek, geçiş sürecinde neler yaşadın?

 

Psikiyatri sonrasında imzalar toplandı. O dönem Ankara’daydım. Sonra İstanbul’a taşındım. Davamı İstanbul’da açtım. Temmuz 2015’ti. Bir arpa boyu yol alamadık hâlâ o zamandan beri maalesef. Rahim ve yumurtalık aldırma ameliyatı olmayı düşünüyordum. Hormon aldığım için sağlık komplikasyonları olabilirdi. Bu yüzden rahim ve yumurtalığımı aldırdım. Bu bir yandan devlet eliyle kısırlaştırılma ama bir yandan da sağlığım için yapmak durumunda olduğum bir şeydi.

 

Bir süre sonra hakim bana mavi kimlik vermeyi reddetti. “Geçiş ameliyatını olmadın” dedi. Ben de geçiş ameliyatından kastının ne olduğunu sordum. Cevap yok. “Penis ameliyatı mı” dediğimde, “Evet o dediğinden.” dedi. Bunu bir hakim söylüyor. Dışarıdan bakıldığında ne kadar zorluk yaşayacağımı idrak edemiyor musunuz, dedim. Ben kamuya gidiyorum, hastaneye gidiyorum. Kendi vatandaşlık haklarımı bile kendimi defalarca açmadan kullanamıyorum. Ben İETT şoförüne neden açılmak zorundayım? Yoruldum artık. Defalarca herkese aynı şeyi anlatmaktan yoruldum. Annenle başlayan o süreç seni yalnızca kimlik denen kağıt parçası ile tanıyan toplumun bütün damarlarına kadar götürüyor.

 

Sen bunları anlatınca hakim ne dedi?

 

“Ben bilmem yasa bunu söylüyor” dedi. Ben de yasayı hatırlattım ona. Medeni Kanun madde 40’ı açmasını söyledim. “Benden ne istediğinizin farkında mısınız? Kafanızda tahayyül ettiğiniz penis ameliyatları mikro cerrahi gerektiren işlemler!” dedim. Bütün bunları anlatmama rağmen davamı ikiye böldü ve erteledi. Davam asliyeden sulhe geçti. Sulh Mahkemesi’nde davam görülecek. Orada pembeden maviye geçiş onaylanacak, o da bir engele takılmazsa. Ardından Asliye’de bilmem ne olan ismimin Emirhan Deniz olarak değiştirilmesine karar verecek. Ardından diploma, askerlik gibi süreçler.

 

Hastane faslı nasıl gidiyor?

 

Hastanede kimliğim alınıyor, “Kendisi nerede, kardeşin mi?” deniyor. En son sosyal deneyi bugün yaptım. Uçağa binerken pembe kimliğimi çıkarttım. Bilet kontrol eden memur “Kendisi nerede?” diye sordu. Benim deyince, “pardon, özür dilerim” dedi. Gülümseyerek hizmetimi aldım. Ama her zaman böyle olmuyor. Aksi amcalar genelde çok sıkıntı. Özellikle hastanelerde. “Nasıl yani?” diye soruyorlar. O gün anlatmak istemeyebiliyor canım. Sürekli kendini anlatmak zorunda kalmak da ayrı bir sorun. Bazen kimliği yanlış verdiklerini söylüyorum, uzatmamak adına. İETT’nin yeni kartlarında cinsiyet ifadesi yazıyor mesela. Benimki eski kart ve şimdi kaybolsa sen gör şenliği.

 

Annene açılmandan bahsettin. Nasıl oldu o süreç?

 

Beni en çok şaşırtan annem oldu. Bir insan ne kadar çirkin açılabilirse o kadar çirkin açıldım. Telefonda söyledim. Annem tutuldu kaldı. İçimden beni evlatlıktan reddedeceğini, kalp krizi geçireceğini düşündüm. Ama en sonunda yeter deyip açtım telefonu. O klişe sözle girdim, “Anne senin aslında 24 yıldır bir oğlun var” dedim. Annem bir şey söyleyemedi, kapattı. 10 dakika sonra ağlayarak aradı. Kendi içimden, “Sıçtın sen oğlum” diyorum. Ve annem “Ben 24 yıl boyunca sana kızım dedim. Bundan sonra göğsümü gere gere oğlum derim” dedi. Benim annem beş vakit namazında olan, elinden Kuran’ını eksik etmeyen bir insan. Bir yanda günah diye evladını iten bir zihniyet var, diğer yandan da “sen benim evladımsın” diyen. İkisi de anne ikisi de Müslüman. Hadi sen buyur...

 

 

Kitap yazdığını söyledin. Nasıl gidiyor kitap? Ne yazıyorsun?

 

Hayatımı yazıyorum. Daha başlarda sayılırım. Anlatacağım çok şey var. Öte yandan sadece kitap değil, tezimi de yetiştirmem lazım. Birinden birini askıya alıyorum. Bunlara ek olarak SPoD’a da vakit ayırmaya çalışıyorum. Orada da gönüllüyüm. Ek olarak Kaos GL’nin etkinliklerine katılmaya çalışıyorum ve çok kaliteli buluyorum, gerçekten. Aktivizme girdiğimden beri bana çok şey katan iki dernek oldu: Kaos GL ve SPoD.

 

Nerden çıktı bu kitap fikri peki?

 

Kendi yaşadığım şeyleri insanlara duyurmak için ya birebir konuşmam ya da sempozyumlara gitmem ya da sosyal medyada yazmam gerekiyordu. Ama bu işin daha yaygın olanı kitap. Söz uçar yazı kalır, derler ya; kitap kalsın. Bundan sonra soru soranlara kitabı veririm. İnsan bir süre sonra sürekli açılmaktan yoruluyor. Blog da tutuyordum ama çok devam ettiremedim. Kitaba başlayınca yazılacak çok şeyim olduğunu fark ettim. Kendi hikayeni anlatmak meselesi biraz da…

 

Lisans eğitimini konuştuk peki lise nasıldı?

 

İlk sevgilim lisede oldu ve annem o zamanlar lezbiyen olduğumu düşünmüş. “Erkek arkadaşı yok, etrafında sürekli kadınlar var” deyip lezbiyen olduğumu sanmış. O dönem bir heteroseksüel çift gibi el ele gezemiyorsun, göğsünü gere gere dolaşamıyorsun. Bunun acısını çok yaşadım. Bir şeylerin değişmesi gerektiğini düşünüyordum ama kendi içimde verdiğim bir varoluş mücadelesi vardı.

 

Üniversite de dahil olmak üzere doğrudan bir ayrımcılığa maalesef uğramadım. Maalesef çünkü ayrımcılığa uğrayan, okulunu bırakmak zorunda kalan arkadaşlarımı düşününce onlara bunu yaşatanlar adına ben kendim utanıyorum. Yaşasaydım ne olurdu bilmiyorum. O dönemde dayanışacağım bir ortam olduğunu sanmıyorum. Bunalıma girerdim herhalde.

 

Lisede hislerini, kız arkadaşını anlatabiliyor muydun birilerine?

 

Lisede durumumu bilen bir iki arkadaşım vardı. Üniversitede 10. Hep mikro çevrelerde takıldım.

 

Peki bu durum bir yalnızlık yaratmıyor muydu?

 

Elbette ki yaratıyor ama söylediğimde ne olacağını bilmiyordum. Sınıfımda çok tutucu insanlar vardı. Bırak LGBTİ’lerden bahsetmeyi ben bazı yerlerde o zamanki politik görüşümü bile söyleyemedim.

 

Okul bitti, öğretmenlik olmadı ve İstanbul’a taşındın. Nerede yaşıyorsun İstanbul’da?

 

Esenler’de yaşıyorum. Otogarın yanında. Yağız, bıçkın delikanlıların olduğu yerdeyim yani. Annem ve kardeşimle yaşıyorum. Babam vefat etti. Yakın zamanda taşınmak istiyoruz.

 

Sen o evden “kız çocuğu” sanılarak çıktın, erkek çocuğu olarak döndün. Ne oldu mahallede?

 

Bizim çevrede okuyan insan değer görür. Okuyan insan bir şey yapıyorsa onun bir bildiği vardır. Ben de ziyadesiyle okuduğum için çevrede çok fazla sorun yaratmadılar. Ama o geçiş sürecini görmek çok komikti. Karşımızda bizim bir Habibe teyzemiz vardır. Ara ara dürbünden kapımızı yoklar. İlk iki gün beni kimlik adımla çağırdı. Ben adımı söylediğimde iki ay boyunca beni adımı söylemeden çağırmaya çalıştı. Sonra “canım” oldum. Bilinmezden oğluma kadar çevremde de bir dönüşüm yaşadım.

 

Bizim bir de yoğurtçu var. Çok dedikoducudur. Patavatsızdır. Annem de naif bir insan. Süreçle alakalı çok yıpranmaması için ön plana çıkıp kendimi ifade ediyordum. O yoğurtçu amca, “Hatice ablanın oğlu da nereden geldi bilmiyoruz ama şort giymiş, ekmek almaya gidiyor. Bir bacakları var benden kıllı.” demiş. Annemin kulağına gelince annem de, “Benim çocuğum hakkında neden insanlar söz söyleme hakkını kendinde görüyor” diyerek bir süre kendini üzmüş. Bir gün annem yanımda ağladı. “Senin hakkında konuşuyorlar, ben üzülüyorum.” dedi. Ben de ertesi gün o yoğurtçu amcaya gittim. Amcacım geçiş süreciyle alakalı aklındaki her şeyi bana sorabilir, yakında çevrendeki insanları bana yönlendirebilirsin, hukuki desteğinden terapiste kadar biz destek oluruz, dedim. Sende de olabilir amcacım, gey de olabilirsin. Benim tanıdığım gey arkadaşlarım da var bak, diye de ekledim. O günden sonra amca sustu.

 

Yaşadığın yerde bir nevi devrim yapıyorsun…

 

Küçük küçük… Keşke ayrımcılığa maruz kalan bir insanın köyünde, kasabasında da bu tarz konuşmaları yapabilsek.

 

Nasıl olacak bu dönüşüm sence?

 

Dört koldan sarılarak olacak. Öğretmenlere eğitim vererek, şirketlerle çalışarak, terapistlerle atölyeler yaparak, Gökkuşağı Koalisyonu dediğimiz şeyin belki trans erkek versiyonunu yaparak başaracağız. Sadece SPoD, Pembe Hayat, Mersin 7 Renk değil; Türkiye’nin dört bir yanındakiler olarak en mağdur kesim translar ise hiçbir dernek “Ben trans politikası yapmıyorum.” deme lüksüne sahip değil. Sen bir LGBTİ+ derneğisin. Her ne kadar ülkemizde bizler işin + kısmına geçemiyor olsak da…

 

Bir yandan da T-Kulüp’tesin değil mi? Nedir T-Kulüp?

 

T-Kulüp bir grup aktivist trans erkeğin kurduğu bir dayanışma inisiyatifi. Trans Erkek Kültür Üretim Platformu olarak geçiyor. Dayanışma ve kafan sıkıldığında yazışabildiğin bir yer. “Abilerim sevgilimle kavga ettim ne yapayım?” diye yazdığın ama aynı zamanda geçiş sürecinle ilgili konuştuğun online bir platform.

 

Abilik mevzusu mühim bir şey mi T-Kulüp’te ve genel olarak trans erkek sosyalleşmesinde sence?

 

Trans erkekliğin bir kısmı o abilik politikası üzerinden yürüyor. Bir kısmı da “Yok abi değiliz” diyor. Yeri geliyor birbirimize “kız naber?” diye de sesleniyoruz. Bunu da özellikle ‘abilerin’ yanında yapıyoruz ki bir şeyleri değiştirelim.

 

Trans erkekler ve aslında kimliğin kendisi senelerdir çok farklı cephelerden farklı şekillerde eleştirildi hatta nefrete maruz kaldı. Feministler “kız kardeşliğe ihanet” dedi. LGBTİ hareketinin içinden bazıları trans erkeklerin hiçbir sorununun olmadığını, avantajlı bir konuma geçtiğini söyledi…

 

Aslında öyle değil. Feministlerin dediklerine gelecek olursak; kimliğin alt üst edilmesi dediğimiz şeyde öyle noktada duran feminist trans erkekler var ki o cümleyi kuranlara taş çıkarır noktadalar. Trans erkekler içerisinde “Ne olmuş ayol, erkeğim, vajinam var.” diyenler de var. Kundurasıyla, tespihiyle yaşayan, askere gitmek isteyen trans erkekler de var. Tek tip bir gey, lezbiyen, biseksüel, trans kadın yokken neden trans erkeklerin tek tip olduğunu varsayıyoruz?

 

Ben kendi adıma maskülenliği oluruna bırakmayı tercih ediyorum. Trans erkeklik dediğimiz şey eleştirdiğimiz erkekliğe dönmek, dönüşmek değil. Elbette herkes erkekliğini yaşayabilir ama sen bu erkekliğini işin tahakküm boyutuna vardırıyorsan orada bir duracaksın abicim!

 

T-Kulüp’te bilerek, sırf görsünler diye yazışmalarda birbirimize tabir-i caizse yavşıyoruz. Altına da “trans geyler vardır” yazıyoruz. İki trans erkeği öpüşürken gören bir başka trans erkek, “Bunlar ne ayak la” diyorsa şimdilik sözde de olsa görünürlük lazım.

 

Trans erkekler LGBTİ hareketinin bir parçası ama eşit bir parçası mı sence?

 

Kesinlikle değil. Bir trans öz örgütlenmesi olarak Pembe Hayat’ın yeri ve trans erkekler üzerinden özeleştiri vermeleri çok kıymetli. Buse bana “Ben 10 yıl seks işçileri ve trans kadınlar için mücadele verdim. Bi’ 10 yıl daha yaşarsam trans erkekler için mücadele veririm.” dedi. Bu çok müthiş bir şey. Belki bir trans öz örgütlenmesi olması lazım ama o da olmuyor. Örgütlenilemiyor.

 

Nasıl örgütlenilecek sence?

 

Bizim Türkiye’de örgütlenememe sebebimiz ego. Kendi içimizde, kendimizi ötekileştirdiğimiz madilik kültüründen kurtulmamız gerekiyor. Hakeza örgütler içerisinde trans erkekler de yok. Cinsiyet kimliği ile alakalı Pembe Hayat haricinde çok fazla çalışan yok. SPoD’ta ilk defa yönetim kurulunda bir trans erkek var bu sene itibariyle mesela, trans erkekler yok mu? Var, ama örgütlülük yok. Anlıyorum insanların yaşam kaygısı var ama en azından derneklerin kapısından bi’ girmek gerekiyor, neler oluyor neler bitiyor sormak gerekiyor. Ölen arkadaşlarımızın cenazelerinde bile o kadar yokuz ki... Hadi, gelme tamam en basitinden git Kaos GL’ye, hikayeni yaz. Kaos GL sana yüz mü çevirecek? Şu an örgütlenme yok, sadece dayanışma var. Örgütlenmeden anladığım birlikte politika üretmek ve sorunlara çare bulmak adına kafa yormak. Neyi nasıl yapabiliriz’i birlikte konuşmak, hep beraber.

 

Sence trans erkeklerin sorunlarının çözülmesi için atılması gereken adımlar neler?

 

Trans erkeklerin görünürlüklerini bir yana geçtim trans erkekler bazı durumlarda kendilerine dürüst olmayabiliyor. Mesela adam falloplasti ameliyatı oluyor. Ortada bir sorun var. Çük sorunu. Sevişirken penisim olsun diyorsun ve bu işin tıbbi boyutu var. Bu boyutun bir de sonucu var. O sonucu doktordan öğrenemiyorsun. Ameliyatı olandan öğrenmen gerekiyor. Ve bu sonucu öğrenemiyorsun. En mahrem bölgeyle alakalı ameliyatın sonucunu doğru dürüst söylemeyen, paylaşmaktan ısrarla kaçınan insanlar var. Ben şu an penis ameliyatı olmak istemiyorum ama olmak istersem nereden öğreneceğim. En basit bir meme ameliyatı sonucu bile paylaşılmıyor çünkü “Aaa olmamış” tepkilerinden korkuluyor.

 

Böyle bir durumda öncelikle birbirimize dürüst olmamız gerekiyor. Hangi doktora gideceğimizi bile bilmiyoruz. Kimliğini aldıktan sonra bir kenara çekilen, emsal kararlarda el uzatmayan kişiler var. Penis olmadan verilen kimlik kararının bozulabileceğine ilişkin bir söylem var ve bir sürü insan emsal kararını dahi paylaşmıyor. Paylaşmayı öğrenmek gerek, bana dokunmayan yılan bin yaşasın mantığından sıyrılmamız gerek.

 

Birçok şeyi bilmiyoruz ve derneklerle bağlantısı olmayan çok fazla trans erkek var. Ben de öyleydim. Bundan beş yıl önce bana deseydin ki, “Emirhan biz senle trans kampında içkimizi yudumlarken röportaj yapacağız.” ben sana ‘Ya hadi be oradan’ derdim. 

 

Peki ya şimdi nasılsın?

 

Hâlâ aynaya baktığımda göğsümün düz olmasından mutlu oluyorum. Bir iç çamaşırı fazladan takmanın ağırlığı vardır. O iç çamaşırı ne kadar ağır gelir biliyor musun? Tak ve öl. Okuldayken bir gün Çanakkale Şehitleri için konuşma yapmamı istediler. O eteği giyip konuşmamı yaptım. Ama evime gittim ağladım. Mezuniyetimde annem etekle görmek istedi ve ben öğretmenlik andını içerken hüngür hüngür ağladım. Benim yastığım ertesi gün salya sümüktü. Gece de devam etti ağlamam. Annem, “evladım neden ağladın” dedi. “Mezun oldum diye mutluyum” dedim. Bunca şeye rağmen iyiyim ve iyi olmamız için çabalıyorum. Biliyorum ki gerçekten tek başına kurtuluş yok, nüfuz edeceksek egemen söyleme adım atmamız gerek. Ufak ufak, yavaş yavaş. İnancım tam. Döndüreceğiz bu dünyayı!

 

Röportaj: Yıldız Tar/ Kaos GL

 

*Trans Kampı ve bu söyleşi Avrupa Birliği Sivil Düşün Programı’nın finansal olarak desteklediği ve Pembe Hayat ile Kaos GL derneklerinin birlikte yürüttüğü Ayrımcılığa Karşı Gökkuşağı Koalisyonu Projesi kapsamında gerçekleştirilmiştir.