HABERLER > "Yeni projemizde toplumun translara olan ikiyüzlülüğünü anlatacağız"
14 Şubat 2017

"Yeni projemizde toplumun translara olan ikiyüzlülüğünü anlatacağız"

Kalbimdeki Deniz dizisinde yer alarak dikkatleri çeken trans oyuncu Göksu Başaran’la geçmişi, yeni projeleri ve LGBTİ hareketini konuştuk.

 

Öncelikle Ankara’ya hoşgeldin. Kalbimdeki Deniz adlı dizide gözaltında olan bir trans kadını canlandırıyorsun. Oyuncu kadrosuna dahil olman nasıl gerçekleşti?

 

Nasıl kadroya dahil oldum.. Daha önceden Küçük Ağa dizisinde oynadım. Dizinin yönetmeni Aysun hoca benim sosyal medya hesabımda ekli, kendisi bana mesaj attı. ‘Kalbimdeki Deniz adlı dizide senin için çok güzel bir karakter yazıldı, oynamak ister misin?’ dedi. Ben tabii ki duyunca çok heyecanlandım, üzerine biraz da bahsedince tereddütsüz bir şekilde kabul ettim.

 

Bize rolünden bahseder misin ? Nasıl bir rolde oynuyorsun ?

 

Nezarete getirilmiş bir trans kadını oynuyorum. Başrol oyuncusu Özge Özberk ile arkadaş oluyoruz orada. Çaresiz bir kadın nezarete geliyor ve çaresizliğinden dolayı bana sarılıyor, ağlıyoruz ve ardından arkadaş oluyoruz. 

 

Peki bu rolünün devamı olacak mı ?

 

Rolün devamı var ama süprizler de var. İki bölüm daha var yayınlanacak, tabii ki seyirciyi şaşırtacağız. 

 

Bir yandan başka projelerde de yer almışsın geçmişte; Arka Sokaklar, Küçük Ağa gibi dizilerde rollerin vardı. Biraz onlardan

bahsederek, oyunculuğa ilk girişin nasıl oldu anlatabilir misin?

 

Aslında birçok projede yer aldım. Ben oyunculuğa 2006 yılında figüran oyuncusu olarak başladım. Bir kafede oturup çay içerken ya da sokaktan yürürken.. O şekilde para kazanmaya başladım. Tabii ki görünür olmadığınız için sizi kimse görmüyordu, sadece sette olan insanlar sizi biliyor ama izleyici sizi bilmiyordu. Ben de, artık görünür olmak istiyorum ne yapmalıyım dedim. Ardından eğitim almaya başladım, üzerine araştırmalar yaptım, oyuncu arkadaşlarıma danıştım, halen de danışıyorum. Sonra da kendimi geliştirmeye başladım. Yeni bir çevre edindim. Oyuncular, yönetmenler ve yapımcılar ile tanışmaya başladım. Mesela Küçük Ağa dizisinde çok ufak bir rolde oynadım ama o diziyi çeken yönetmen ile tanışıp arkadaş olmak ve iki sene sonra tekrar size iş vermesi çok güzel bir şey. Düşündüm ki insanlarda güzel bir izlenim bırakmışım ki bana yazabiliyorlar. Ben normalde öğlen uyanırım, teklifte bulunduğu gün de tesadüfen sabah erken uyandım, bir baktım ki mesaj gelmiş, sağolsun Aysun hoca bana teklifte bulunmuş. 

 

Senin geçmişini incelediğimiz zaman Bulgaristan’dan  Türkiye’ye olan bir zorunlu göç görüyoruz. Ailenden ayrı kalmak zorunda olduğun bir dönem olmuş. Bize o dönem neler yaşadığınızdan bahseder misin?

 

Tabii ki anlatırım. Çünkü benim için çok özel şeyler, aile benim için çok önemli. Çok zor şartlar altında geldik Türkiye’ye. Buraya göç etmek zorunda bırakıldık. O zamanlar Bulgaristan’da baskı çok fazlaydı ve çok iyi hatırlıyorum bir gecede bizim isimlerimiz değişti. Ekonomisi de çok farklıydı, sadece annem çalışıyordu, babam zaten işsizdi. Türkiye’ye önce ailem geldi ardından da biz geldik. Kız kardeşim ile okulumuz vardı ve bitirmek zorundaydık. Bittikten sonra da bizi aldılar. İstanbul’a geldik. Hatta annem Türk vatandaşlığına müracaat ederken bizim isimlerimizi de yazmış, yani biz gelmeden kimliklerimiz hazırdı.14 yaşında Türkiye’ye geldim. 

 

İstanbul’a geldikten sonra neler yaptın?

 

Zaten çok şatafatlı bir ailenin içerisinde yaşamıyordum aksine maddi olarak çok yoksul bir aileydik. Hepimiz çalışmak zorundaydık. Ben 14 yaşında çalışmaya başladım. Çok okumak istedim ama imkanlarımız yoktu. Çok net hatırlıyorum o dönem çalışırken haftalık alıyordum, o da 1 TL idi. 

 

Sonra oyuncu olmak istediğine nasıl karar verdin? Çocukluktan beri istediğin bir şey miydi?

 

Çok iş yaptım ben. Bir işi denedim, yok dedim. Ötekini denedim, yok dedim. İlk oyunculuk deneyimim figüran olarak Avrupa Yakası dizisindeydi. 

Benim o zaman bir erkek arkadaşım vardı, ileride oyuncu olma hayalimi biliyordu. Doğum günümde erkek arkadaşım “Bugün işin var mı?” dedi, ben de yok dedim, “O zaman sana bir süprizim var” dedi. Tabii ki ben doğum günümden kaynaklı öyle normal, doğum günü kutlaması tadında bir sürpriz bekliyorum.. Beni Sinan Çetin Plato okuluna götürdü. Bir baktım ki set kurulu, Avrupa Yakası.. Çok heyecanlanmıştım. Hatta çekime girdikten sonra yolda yürümem gereken sahnede heyecanlanıp düştüm, o günden bu güne de devam ediyorum.

 

Trans bir oyuncu olarak sektörün getirdiği sıkıntılar var mı ne düşünüyorsun?

 

Var tabii ki. 2006 yılından beri süregelen sıkıntılar var. Öncelikle zaten trans bir oyuncu olmanız problem. Herhangi bir sete gittiğiniz zaman bakışlar farklı, konuşmalar farklı. Tabii sizin elinizde bu bir yandan da. Bakışları, konuşmaları düzeltmek de sizin elinizde. Sizi tanımıyorlar, önyargı ile yaklaşıyorlar. Ama tanıdıktan sonra da fikirler tamamen değişiyor. Dost oluyorsunuz, arkadaş oluyorsunuz, kimi zaman sevgili oluyorsunuz.

 

Set hayatında birgün nasıl geçiyor? Biz böyle izleyenler hep merak ederiz aslında, sete gidiliyor ama neler oluyor. Neler yapıyorsunuz, set havası nasıl?

 

Zaten bana set denildiği anda elim ayağım titriyor, çünkü çok sevdiğim bir yer. Beni bıraksınlar ben orada yaşayayım. Çay servisi yapayım, kameraya da yardımcı olayım ama kameranın önünde de olayım. Kamera önünde olmak hele ki bir trans olarak çok güzel bir şey, çünkü Türkiye’de çok fazla trans oyuncu yok. Aslında çok olmasını da isterim. 2-3 kişi değil 20-40 kişi olalım.

 

Trans kadınların sektörde bu kadar az olmasının nedenleri aslında önyargı ve ayrımcılık mı? Ne düşünüyorsunuz bu konuda?

 

Aslında önyargı değil de bizim başarılı olduğumuzu biliyorlar. Zaten izleyici bizi görünce bir daha izlemek istiyor. Bir yandan da ekrana koymak istemiyorlar. Sansür de diyebiliriz buna, bizi görmezden gelmek istiyorlar. Halbuki ben buradayım, yaşıyorum, canlıyım. Sen beni nasıl yok sayabilirsin ki? Yaşayan bir canlıyı siz yok ediyorsunuz. Çok mücadele etmemiz gerekiyor. Görünür olmam için benim hiçbir rol kaçırmamam gerekiyor. Çünkü ben rol seçersem kendimi yok ederim. 

 

4-5  yıl öncesine kadar ekranlarda pek trans kadın oyuncu göremiyorduk. Ayta Sözeri, Seyhan Arman gibi isimleri, son dönemde de seni görmeye başladık. Sence trans kadınlık ekranlarda iyi temsil ediliyor mu? 

 

Nasıl bakarsan öyle görürsün aslında. Ama tabii ki belli bir kalıba da sokulmaya çalışılıyoruz. Genelde bizlere orospu rolü verilir. Ben şu zamana kadar bir trans kadının hemşire olduğunu da görmedim herhangi bir dizide. Kaldı ki bizim ülkede kendi mesleğini yapabilecek o kadar çok trans arkadaşımız var ki. 

 

Oynamayı çok istediğin, hayalinde bir rol var mı?

 

Bunu hiç düşünmedim aslında. Ben her rolü oynamak istiyorum, sonuçta oyuncu dediğimiz kişinin rol seçmemesi gerekir. Her rolü oynayabilmelisiniz.

 

Peki, sektördeki sıkıntılardan bahsettik, sence bu şartların iyileştirilmesi için sektörde neler yapılmalı?

 

Sektör bir kere bize güvenmeli ve kapılarını sonuna kadar açmalı. Bizi görmezlikten gelmemeli aslında. İnanın o kadar çok arkadaşım var ki yapımcısından tut oyuncusuna kadar.. Sürekli aşk teklifleri alıyorum ama bir iş istediğim zaman bana bunu sunmuyorlar. Beni sektörde bir risk olarak görüyorlar. Kıskançlık çok fazla var, biz trans oyuncuları çok başarılı görüyorlar. 

 

Sektörden biraz çıkalım, LGBTİ hareketine dönelim. Sence hareket nasıl ilerliyor son dönemde? LGBTİ hareketin seni temsil ettiğini düşünüyor musun?

 

Açıkçası LGBTİ hareketi beni kesinlikle temsil ediyor. 15-20 sene öncesine kıyas ile mevcut durum tabii ki de daha iyi. Bu da derneklerin sayesinde gerçekleşti. Az da olsa görünürlüğümüz var. Ne kadar sesimizi kesmeye kalksalar da, susturmaya çalışsalar da biz yine bir yerlerden konuşabiliyoruz, kendimize açık bir kapı bulabiliyoruz. 

 

Bu dönemde sana gelen yeni proje teklifleri var mı? 

 

Ben biraz filmlerde rol almak istiyorum artık. Benim 16 sene önce tanıştığım bir yapımcı arkadaşım var. Bana bir hikaye anlattı ve ben çok etkilendim. Beni o hikayenin filminde oynatacağını söyledi. Bana bu projeyi sunduğunda, kendimi geliştirmemi söyledi, ben de ona söz verdim. Kendimi geliştiriyorum ve daha da geliştirmem gerekiyor. Oyunculukta gelişmenin bir sürekliliği var, devamlı ara vermeden çalışman gerekiyor. O yüzden önce dinleyip sonra uygulamayı seven biriyim. Bundan sonra da hata yapmamak şartı ile kendimi göstermek istiyorum. Daha da güzel projelerde yer almak istiyorum ve insanları etkilemek istiyorum. Film ile ilgili bir tüyo vereyim size, benim çocukluğumu oynayacak oyuncuyu arıyorlar şuan. Toplumun ikiyüzlülüğünü anlatan bir proje olacak. Ses getireceğini düşünüyorum. Bu projenin yanı sıra başka filmlerde yer almayı çok istiyorum. Sadece kendi adıma değil bütün LGBTİ camiası adına görünür olmak istiyorum. 

 

LGBTİ mücadelesinin yanı sıra, oyuncu sendikasına da üyesin ve bir mücadele de orada veriliyor, bize oraya dair paylaşımlarda bulunur musun ?

 

Ben sendikanın çok fazla içinde değilim aslında. Ama sendikanın biz oyunculara kattığı çok şey var. Örneğin bir projeye girdiniz ve paranızı alamadınız. Sendikaya hemen başvurabiliyor, davalar aracılığı ile hakkınızı talep edebiliyorsunuz. Sendika bu yüzden var zaten. Sizin hakkınızı arıyor ve bunu ücretsiz bir şekilde yapıyor. Nasıl bir LGBTİ sıkıntı çektiğinde arkasında derneğinin olduğunu biliyor ise, oyuncular da bunu biliyorlar. Ne yazık ki birçok oyuncu bu sendikayı biliyor ama bilmezden geliyor ya da başları sıkıştığında müracaat ediyorlar. Aslında yarın öbür gün hiçbir oyuncu yolunun sendikadan geçmeyeceğini bilemez de. O yüzden insanların yalnızca işi düştüğünde değil, sürekli şekilde desteklemeleri gereken önemli bir platform olduğunu düşünüyorum.

 

İdolün olan bir oyuncu var mı? Meryl Streep benim idolümdür mesela, gelsin hemen beni bile oynar burada..

 

Evet, var. Ayta Sözeri diyebilirim. Hep bir Avrupa’daki Amerika’daki oyunculara özenme var ama neden? Türkiye’de o kadar güzel ve iyi oyuncular var ki. Ayta Sözeri’nin yaptığı işleri kesinlikle göz ardı edemeyiz.  Hepimizin önüne bir yol açmıştır. Bizim hatamız da biraz bu sanırım, yanı başımızdakileri görmüyoruz. Türkiye’de çok başarılı oyuncular var. Seyhan Arman’ında hakkını yemek istemem, o da çok iyi ve başarılı bir oyuncu. 

 

Ay utandım bende de varmış özenme (gülüşmeler) Haklısın gerçekten, yakınımızdaki büyük değerleri görmemiz gerek. 

Ankara’da Kuirfest düzenlendi ve sen de açılışına katıldın. Nasıldı, neler hissettin?

 

Çok güzel bir duyguydu ve çok beğendim. Oraya davet edilmek beni çok heyecanlandırdı. Ben hayatımda ilk defa bu şekilde bir davet aldım. Tabii Onur yürüyüşlerine her sene katılıyordum ama Kuirfest çok farklı bir deneyim oldu. Hemen zaman geçsin de açılışa geleyim istedim. Sadece Pembe Hayat veya Kuirfest’e de değil, bir sete çağırıldığım zaman da önemsendiğimi hissediyorum. Bu beni çok mutlu ediyor. Şu zamana kadar önemsenmemişken şimdi bunu görmek çok değerli.

 

Peki son olarak eklemek istediğin bir şeyler var mı?

 

Ben şunu söylemek istiyorum, sadece 3-5 kişi değil birçok LGBTİ’nin oyunculuk sektöründe yer almasını istiyorum. Ne kadar çok mücadele edip görünür olursak, çok şeyi aşacağımızı ve bu sektöre katacağımızı düşünüyorum. Gelecek olan yeni oyunculara da diyeceğim şu ki, bir şey yapmaya kalktıkları zaman tecrübeli olanlardan akıl alsınlar, onlara danışsınlar. Kaş yapayım derken göz çıkarabilirler. Bizim bu saatten sonra hata yapmamamız gerekiyor. Mesela bir projede yer alacaksın ama yarın öbür gün seni kötülemeyeceğini, transfobiye ve homofobiye maruz kalmayacağını bilemezsin. Yeni nesil çok zeki ve akıllı umarım yeteneklerini güzel şeylere kullanırlar.

 

Röportaj: Hande İmbat