HABERLER > "Böyle olmaz, sen ’bayan’ solistsin etek giyeceksin" dediler, giyemezdim.
18 Mayıs 2017

"Böyle olmaz, sen ’bayan’ solistsin etek giyeceksin" dediler, giyemezdim.

Pembe Hayat’ın gerçekleştirdiği trans erkek kampında yapılan röportajlardan oluşacak kitabımız yakında sizlerle olacak

 

Pembe Hayat’ın geçtiğimiz yaz gerçekleştirdği trans erkek kampında yapılan röportajlardan oluşan kitabımızda yer alacak röportajlardan ilki, Savaş’la söyleşimiz kitaptan önce sizlerle buluşuyor.

 

Seni tanıyarak başlayalım..


İsmim Savaş, Aydın’ın Söke ilçesinde doğdum, büyüdüm, üniversite için İzmir’e geldim ve üç yıldan beri de İzmir’de yaşıyorum. Konservatuar öğrencisiyim, ses eğitimi okuyorum. 


Okul hayatında karşılaştığın sorunlardan bahseder misin?


Benim de diğer arkadaşlarım gibi kız yurdunda kalmak zorunda olduğum bir dönem oldu, yaklaşık dört ay kaldım. Kaldığım dönemlerde trans kimliğimden ve dış görünüşümden dolayı dışlandığım da oldu, hoş karşılandığım da oldu. Hiç beklemediğim bir şey mesela, yurt müdürü çok fazla bağrına basmıştı beni. Özellikle okuldaki ilk senemde yurttaki kız arkadaşlar tarafından, "Yurtta lezbiyen var, bize de sarkabilir, uzak duralım." benzeri cümleler duyuyordum. O dönem hormona başlayamadım, ailemin baskısı altına girdim. İnsanın canına tak eden bir an olur ya hayatında, benimki de o dönemlerde oldu, yaklaşık 6-7 ay kadar okuldan soyutlamıştım kendimi, uzaklaşmıştım. Sonra sürece başladım, belirli bir şeyler için adım attım, tekrardan okula döndüm. Şu an üçüncü sınıfı bitirdim.


Sürecin nasıl gidiyor?


Sürecim İzmir 9 Eylül Üniversitesi’nde ilerliyor. Buraya gelmeden iki gün önce mahkemem vardı, ameliyat iznimi aldım, bir seneden beri de hormon kullanıyorum, ondan önce de Ege Üniversitesi’nde başlamıştım sürecime, sonra iptal olduğu için sevkimi aldırdım. Geçen sene Mayıs ayında başladım ve şu anda her şey güzel gidiyor, bazı şeyleri de kendi içimde aştım. Böyle bir kampta olmak da psikolojime çok iyi geldi; çünkü diğer arkadaşlarımla da deneyimlerimizi paylaşabiliyoruz.


Ailenle iletişimin nasıl?


15 yıldır annem ve babam ayrı ve ben annemle büyüdüm, bir abim vardı o da babamla büyüyordu. Ben annemle büyüdüğüm için toplumdan hep "Senin  annen ve baban ayrı, o yüzden erkek rolünü üstlenmişsin." cümlesini duyuyordum, uzun yıllar anneme söyleyemedim. Bana pullu, süslü kıyafetler alıp "Bakalım giyecek mi?" diye bekliyordu, ben çoğunu alıp yırtıyordum. Ondan sonra bana yavaş yavaş erkek kıyafetleri almaya başladı ve ben sanıyordum ki gerçekten beni anlamış, kabullenmiş, biliyor, söylemek istemiyor; ama gerçekte hiçbir şeyin farkında değildi, tıbbi ve hukuki süreçleri de hiçbir şekilde bilmiyordu. Kabullendirmeye çalıştığım zamanlar da çok büyük bir mesafe girdi aramıza ve kabullendirmek için yapmadığım şey kalmamıştı, en son artık dayanamadığım noktalarda karşısına geçtim ve hüngür hüngür ağlamaya başladım. "Bu beden benim değil, ben bunu hissetmiyorum, bana izin ver gideyim, eğer beni kabul etmiyorsan da bundan sonra görüşmeyelim, öyleyse beni reddet." dedim. Cinsiyetlerin önemli olmadığını anlatmaya, bu tabuları aklında yıkmaya çalıştım ve sonunda yıktım da. Evin içerisinde bile olsa hiçbir şekilde kendi kimlik ismimle hitap etmiyor. Hatta bazen, "Hadi bir takım elbise giy de göreyim seni yakışıklı oğlum." gibi cümleler kuruyor. Babamla zaten 15 yılın vermiş olduğu bir mesafe vardı, ona ilk açıldığımda ve "Ameliyat olmak istiyorum, sürece başlamak istiyorum." dediğimde babam, "Ben senin arkandayım, ne yapmamız gerekiyorsa yapalım." dedi. Yine de çok uzun süre ailemin kafasındaki "Evdeki rolünden dolayı böyleydin, lise ortamındaki arkadaşların (kendini LGBT olarak tanımlayan arkadaşlarım vardı) yüzünden oldu, onları görerek özendin." yargılamaları kırmaya çalıştım ve en son "23 yaşına geldim, bu yaştayken ne hissettiğimi, cinsel kimliğimi, kişiliğimi bilebiliyorum ve bunun farkında olabiliyorum, o yüzden yoluma devam etmek istiyorum." dedikten sonra bazı şeyleri yıkabildim.


İzmir’de yalnız mı yaşıyorsun?


Yaklaşık altı yıl önce annemin evinden çıktım, öğrenci evim var, lisede de öğrenci evim vardı. İzmir’de de yalnız yaşıyorum. Hem okuyorum hem de part-time çalışıyorum. Müzisyen olduğum için, bir tabir vardır bizde "Ekstraya gidiyoruz" diye, ekstralara gidiyorum bazen, zamanımın çoğunu şarkı söyleyerek geçiriyorum diyebilirim.


Çalıştın yerlerde, transfobi ile karşılaştığın anlar oluyor muydu?


Hormon kullanmadan önce karşılaşmıştım: Alsancak’ta bir türkü barda solist olarak çalışıyordum ve o zamanlar kullandığım bir sahne ismim vardı, henüz trans* kimliğimi bulamamıştım ve ’Erten’ ismini kullanıyordum, annemin kızlık soyadıydı. Aslında işverenlerime kendimi, nasıl hissettiğimi anlatmıştım; ama daha sonra sırf bu nedenden işten çıkarıldım. Standart bir kot pantolon, şık bir gömlek giyiyordum, saçlarım dikili olurdu, şık bir küpe takardım ve tam bir ’butch’ gibi duruyordum. "Böyle olmaz Erten, etek giyeceksin ’bayan solistsin’ sonuçta." gibi şeyler söylüyorlardı. "Kusura bakmayın ama ben etek falan giymem." dediğim işten çıkarıldım. Ne zaman ki hormona başladım, ses rengim, biraz da yüzüm değişti ve böyle ortamlarda daha rahat kendimi açmaya başladım, o zaman biraz daha rahatladım müzik çevresinde. "Hormondan sonra anlaşılmıyoruz." diye bir tabir vardır bizim aramızda, dışarıdan anlamıyorlar demek gibi. Sürece başladıktan sonra girdiğim işlere de erkek olduğumu söyleyerek başlayabildim. Yine de bazı haklardan yararlanamamak hepimiz gibi beni de yoruyor, zorluyor maddi olarak ve üzüyor. Biyolojik erkeklerden daha yüksek bir işsizlik seviyemiz var; çünkü iş görüşmelerine gittiğimizde ve sigorta yapılması şart dediklerinde birçoğumuz "Sigorta yaptıramam." diyor ve nedeni sorulduğunda gerçeği söylersen çoğunlukla işe almıyorlar, transfobiyle yeniden karşılaşıyorsun. Bana "Neden sigorta yaptıramazsın?" diye sorduklarında, "Okulum var, kredi alıyorum, kredim kesilir." diye bahaneler üretiyordum. Bir de, Türkiye’de yaşayan erkeklerin gözünde biz trans* erkek olarak görünmüyoruz, ’erkek gibi kız’ olarak görünüyoruz ve bu onların beyninde farklı bir fantezi yaratıyor. Sohbet etmeyi çok sevdiğim çalışma arkadaşlarımdan bile bu tarz söylemler duymaya başlamıştım, bütün özel yaşamıma kadar inmeyi istiyorlardı ve "Kız arkadaşınla nasıl geziyorsun, nasıl bir yaşam sürüyorsun, ilerde ne olacaksın, çocuğun da olacak mı, evlenebilecek misin?’’ gibi sorular soruyorlardı. Bunların dışında özel cinsel tartışmalar da oldu, sözle tacizler de… 


Soğuk algınlığı gibi olağan sağlık sorunları yaşadığın zamanlar, bir hastaneye ya da sağlık ocağına gittiğinde neler yaşıyorsun?


Bu sorunun cevabı biraz kimlikle ilgili. Ben gittiğim çoğu hastanede ve sağlık ocağında artık şunu yapıyorum: "Hayır bu sen değilsin" diye bakıyorlar suratıma kimliğimi verdikten sonra, ben de direk kendimi anlatmaya başlıyorum. Trans* erkek olduğumu, hormon alma sürecini yürüttüğüm hastaneyi anlatıyorum, gerekirse doktorumun ismini de veriyorum; çünkü bazı sağlık ocağındaki doktorlar bilmiyor, "Bilmiyorsanız da internetten girip bakarsınız ve öğrenirsiniz." diyorum ve direk muayenemi olup çıkıyorum. Polislerle de çok sıkıntı yaşadım. Mesela geceleri geç saatlere kadar Alsancak’ta, çimlerde oturuyoruz, polis devriyeler geziyor. Bir gece bir polis geldi ve "Kimlikler?" dedi, çıkardım kimliğimi, elinde fener var, bir bana bir kimliğe bakıyor. "Yaa oğlum git beni kandırma, kız kardeşinin kimliğini getirmişsin, ayak yapıyorsun bak seni atarım içeri." dedi. "Götürün, nereye gitmek gerekiyorsa götürün, annemle babamla görüşün ve bu kız sizin çocuğunuz mu, ismi şu mu, soyadı bu mu diye sorun." dedim. Bu gibi anlar yaşadığımda sürekli bu şekilde ’ben buyum’ diyerek bunu sürdürdüm ve bu mücadele biçimi beni zorlamadı. Bunu çok kolay bir şekilde atlattım; çünkü susarsam, söyleyemeyeceğim dersem ben hep ezildiğimi hissedeceğim, o sormadan ben söyleyeyim de anlayacaksa anlasın, anlamayacaksa da kafasını yorsun diye düşünmeye başladım bir süre sonra.


Kamp süresince, "LGBTİ+ hareketinin içerisinde ‘T’ denildiği zaman trans* kadın görünürlüğü üzerine yoğunlaşılıyor, trans* erkekler üzerine çok fazla konuşmuyoruz." gibi cümleler sıklıkla kuruldu. Bu konuda senin çözüm önerilerin neler?


Bizim kendi aramızda birbirimize duyduğumuz mesafeler var, bence ilk önce bunu aşmalıyız. Yani "Ben senden önce ameliyat oldum, ben senden önce hormona başladım, kimliği ilk ben aldım..." üzerinden kurulmamalı ilişkiler. Sen onu yaşamışsın, sen o bilgiyi almışsın ve senin o bilgiyi benimle paylaşman gerekiyor. Tabii ki de paylaşan arkadaşlarım var; ama bunu bir şekilde çözmemiz gerekiyor, önce aramızdaki o içsel çatışmayı bitirmemiz gerekiyor, birbirimize kenetlenmemiz gerekiyor çünkü hepimiz yoldaşız ve aynı yoldayız. Kimimiz o yolun başında olsa bile o yolun sonunda olan birinin elini tutması gerekiyor, bu sadece trans* erkekler için de geçerli bir şey değil… Erkeklere de ilgi duyan bir trans* erkeğe karşı üretilen fobik davranışları, kendi içimizdeki transfobiyi de bitirmemiz gerekiyor.

Çözüme, birbirimize kenetlenmekle başlayarak ulaşacağımıza inanıyorsun diyebilir miyiz?

Evet, birbirimize fazlasıyla kenetlenmemiz gerekiyor. Bu yaptığımız toplantıları, kampları sadece trans* erkekler ya da trans* kadınlar üzerine değil, hep birlikte, birbirimizi anlayarak yapmamız gerekiyor, asıl çözüm o bizim için; çünkü bizim yaşadığımız sıkıntılarla, trans kadınların sıkıntıları çok çok farklı. Hepsi çoğunlukla ortak yerde toplansa bile onların deneyimleri belki bize biraz psikolojik terapi gibi gelecek, bizim yaşadığımız olaylar onlara o şekilde hissettirecek. Bir de sosyal medyayı daha çok yardımlaşma ve dayanışma üzerine kurarsak bu bizi birbirimize daha çok bağlar diye düşünüyorum. Reel de, sanal da olsa, bir aradalık bizim için daha çok çözüm demek. Birbirimizi sadece ’bacağımda, yüzümde sakal çıktı’ demek için aramamamız gerekiyor, çünkü o kıllar ya da büyümeye başlayan göğüsler değil mesele. Birbirimizi dışlamadan, birbirimize sırtımızı dönmeden tamamıyla iç içe olmamız gerekiyor.


Son olarak, medyadaki transfobi üzerine neler düşünüyorsun?


Biz o haberlere, gazetelere çıkana kadar o yazılar çok fazla insanın elemesinden geçiyor ve her biri üretilen transfobiye biraz daha ekleyerek, yanlış kavramlar, ifadeler kullanarak sonlandırıyor yazısını. Medya araçlarınınnın transfobi üzerinden bilerek yaptığı bir çatışma bu ve bizi medyada bir anlamda yanlış yönlendiriyorlar. Ya da onur yürüyüşüne, eylemlere gelerek "Biz sizin yanınızdayız, destekliyoruz, bize her şeyinizi anlatabilirsiniz." dedikten sonra içlerindeki transfobiyi dökerek çarpıtıyorlar söylenenleri, röportajda söylenenleri birebir aktardıkları zamanlarda bile başlığı fobik çağrışımlar yapacak şekilde seçebiliyorlar.

 

Son olarak, transfobiyle mücadele edebilmek için neler yapılabilir sence?

 

 

Çok klasik olacak ama daha çok öne atılmalıyız. Daha çok yürüyüşler, daha çok organizasyonlar yapmalıyız. Karşımızdakinin bizi anlayacağı şekilde kendimizi anlatmaktan vazgeçmemeliyiz. Ama dışarıdaki transfobiyi öldürmemiz için öncelikle kendi içimizdeki transfobiyi öldürmemiz gerekiyor. Ben artık buna iç ve dış transfobi diyorum. Önce kendi içimizdeki çatışmayı bitirelim, ondan sonra dışarıdaki transfobiyi… 

 

 

*Trans Erkek Kampı ve bu söyleşi Avrupa Birliği Sivil Düşün Programı’nın finansal olarak desteklediği ve Pembe Hayat ile Kaos GL Dernekleri’nin birlikte yürüttüğü Ayrımcılığa Karşı Gökkuşağı Koalisyonu Projesi kapsamında gerçekleştirilmiştir.