301'in kaldırılması için 20 bin imza

 KAOS GL 

Selen Doğan 

Toplumun farklı kesimlerinden 20 bin kişinin bizzat imzaladığı, binlerce yurttaşı temsil eden 100'ü aşkın örgütün de desteklediği, 301. maddeye ilişkin yasa değişikliği önerisini kamuoyu ile paylaşmak için bir araya gelen sivil toplum örgütleri, 301’in bir an önce yürürlükten kaldırılması talebini yineledi. 

Basın açıklamasında, ilgili yasa maddesinin, “içeriği itibariyle devleti ve kurumlarını yurttaşlarına karşı tabulaştırarak korumakta olan çağdışı bir düzenleme” olduğu vurgulandı. Açıklamada “Bu tabulaştırma, toplumunun bütününü ilgilendiren konuların özgürce tartışılamadığı bir ortam yaratmaktadır. Böyle bir ortamda toplumsal barış zedelenmekte, düşünce farklılıkları kolaylıkla düşmanlığa dönüştürülebilmekte ve şiddeti körüklemektedir. Hrant Dink'i öldüren tetiğin çekilmesinde de 301. maddesinin rolü işte burada ortaya çıkmaktadır” denildi. 

Böyle bir yasanın uygulanmasının bir insan hakları ihlali olduğuna dikkat çekilen açıklama şöyle devam etti: 

“... 301. madde basın özgürlüğünün tam olarak kullanılmasının önünde önemli bir engeldir. Türkiye, aşağılama suçundan dolayı çok sayıda dava açılması ve mahkumiyet kararı verilmesi nedeniyle basının tam özgür olmadığı bir ülke olarak değerlendirilmektedir. Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü'nün basın özgürlüğü sıralamasında 2006 yılında Türkiye 98. sırada yer almaktadır. Aşağılamanın bir fiil olarak suç sayılması, suç ve cezaların yasallığı genel ilkesine de aykırılık oluşturur. Uluslararası hukuk ve Anayasa'da düzenlenen cezaların yasallığı ilkesine göre, insanların hangi fiillerin suç oluşturduğunu öngörebilmesi, suçların açık ve net bir şekilde yasalarda tanımlanması ile mümkün olur. Böylece bireylerin fiillerinin suç oluşturup oluşturmadıklarını önceden bilmeleri sağlanır. 301. madde ile ilgili davalarda fiilin suç olup olmadığı, ancak bilirkişilerin, savcıların ya da yargıçların yorumuna bağlı bırakılmıştır. Yorumun bu derece rol oynadığı bir suça varlık kazandırılması, bireylerin özgürlükleri tehdit etmekte, suçları muğlaklaştırmakta, keyfiliği ön plana çıkarmaktadır. Demokratik ülkelerde, yazar ve gazeteciler benzeri düzenlemelerle yargılanmamaktadır. Yazarlara ve gazetecilere yönelik olarak Fransa'da aşağılama suçları 1969 yılından beri yargı organları tarafından kullanılmamaktadır. Avusturya, Danimarka, Federal Almanya, Hollanda, Norveç, Portekiz ve İtalya'da da durum farklı değildir. İsveç ise bu filleri 30 yıl önce yasalardan da çıkarmıştır. İster aşağılama ister ‘tahkir ve tezyif’ diyelim, bu kavramlarla suç yaratılması, özgürlükçü bir hukuk düzeni ile bağdaşmaz. Haysiyet kırıcı davranış anlamına gelen tahkir, ancak insan onuruna yöneldiği zaman incitici olabilir. Soyut varlıklar ve kurumlar bu türden bir incinme ve yaralanmanın konusu olamazlar. Küçültme ve aşağılama anlamına gelen tezyif ise, hakaret düzeyine ulaşmayan bir kınamadır. Bir bireye yönelmesi halinde bile suç oluşturmayan böyle bir fiilin, kurumlara yöneldiğinde suç sayılması kabul edilemez. İfade özgürlüğü, ancak ırkçılık, ayrımcılık ve şiddete çağrı içermesi durumunda sınırlandırılmalıdır.” 

Kamu düzeninin sağlanmasının ancak özgürlüklerin korunması ile mümkün olduğunun belirtildiği basın açıklamasında ayrıca, “Özgürlükler arasında bir hiyerarşi bulunmamakla birlikte, tüm dünyada üzerinde uzlaşılan ortak nokta, ifade özgürlüğünün demokratik toplumun temelini oluşturduğu gerçeğidir. Eğer demokrasimizi geliştirmek istiyorsak öncelikle bu özgürlüğün önündeki başta TCY 301. madde olmak üzere tüm engelleri kaldırmalıyız” ifadeleri yer aldı. 

Helsinki Yurttaşlar Derneği, İnsan Hakları Derneği, Mazlumder, Türkiye İnsan Hakları Vakfı, Uluslararası Af Örgütü Türkiye Şubesi, Barış Girişimi’nin başlattığı, kadın örgütleri, insan hakları örgütleri ve meslek kuruluşları gibi 100’den fazla sivil toplam örgütünün de destek verdiği kampanya kapsamında toplanan imzalar ve yasa değişikliği önerisi Meclis’e sunulmak üzere hazırlandı. 

 

5237 sayılı Türk Ceza Yasası’nın 301. maddesinin yürürlükten kaldırılmasına yönelik değişiklik önerisi ise şöyle: 

Genel Gerekçe 

Türk Ceza Yasası’nın yürürlüğe girdiği 1 Haziran 2005 tarihinden bu yana, birçok maddesi tartışma konusu olmuştur. Bunların içinde, eski Türk Ceza Yasası’nın 159. maddesinde düzenlenen Türklüğü, Cumhuriyeti, Anayasal kurum ve kuruluşları tahkir olarak tanımlanan suç en başta yer almaktadır. 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren Türk Ceza Yasası’nın 301. maddesinde hemen hemen önceki kanun ile aynı şekilde düzenlenen bu suç tipine ilişkin tarihsel gelişim incelendiğinde şöyle bir tablo ile karşılaşılmıştır: 

Bu maddede düzenlenen suç ile korunmak istenen hukuki değer, maddede belirtilen anayasal kuruluşların prestijleri ve saygınlıklarıdır. Günümüzde insan hak ve özgürlüklerinin temeli sayılan ifade özgürlüğü ile bu suç tipi arasında çok ince bir çizgi olması ve yasayı yorumlayan, uygulayan kimsenin sübjektif algı ve değerlendirmesine göre aynı nitelikteki görüş açıklamalarının bazen ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilip, bazen tahkir kapsamında görülebilmesi, farklı uygulamalara neden olmuştur. Ceza hukuku öğretisinde de yoğun bir şekilde tartışılan ve birçok hukukçu tarafından "suçta kanunilik" ilkesine uygun olmadığı söylenen bu suç tipinin toplumsal bir ihtiyacı karşılayıp karşılamadığı da tartışma konusu olmuştur. 

301. maddede düzenlenen sucun genellikle basın-yayın aracılığıyla işlenen bir suç olduğu kuşkusuzdur. Bu nedenle, çoğunlukla eleştiri amacıyla yazılan ya da söylenen ve demokratik bir toplumda ifade özgürlüğü çerçevesinde değerlendirilmesi ve kabul edilmesi gereken görüşler nedeniyle, mahkemelerden farklı kararlar çıkması toplumsal barışı bozucu sonuçlara yol açmıştır. 

1986-2006 yılları arasındaki adli istatistikler incelendiğinde görüleceği üzere, ülkemizde Cumhuriyet Savcılıkları tarafından açılan ceza davalarının on binde biri ile on binde ikisini oluşturan bu suç tipinin Türk Ceza Yasası’nda yer almasının, artık bir yararının kalmadığı anlaşılmaktadır. 

Öte yandan, bu suç tipini ihlal ettiği iddiasıyla yargılanan kimselerin, yöneltilen suçlama nedeniyle henüz yargılama aşamasında, toplumun bazı kesimlerinin kabul edilemez tepkilerine hedef olduğu; maddenin, çağdaş ve demokratik bir toplumda kabul edilemez linç kalkışmaları için zemin hazırladığı görülmüştür. Hatta, hukukçular tarafından tartışılmakta olan bir yargı kararı nedeniyle, bu suçtan mahkum olan Ermeni kökenli Hrant Dink adlı vatandaşımız, bazı kesimlerce ülkemizdeki barış ve huzurun bozulması amacına hizmet eden haksız kışkırtmalar nedeniyle öldürülmüştür. Yargı kararının sonucunda verilen cezayı, işlendiğini düşündüğü suçun karşılığı olarak görmeyen bazı kimseler, kendi ceza adalet anlayışlarıyla cinayet işlemekte, insanlara kıymaktadır. Bu zeminin yaratılmasında, keyfi uygulama ve yoruma uygun maddenin de payının olduğu sosyolojik ve toplumsal bir gerçekliktir. 

Bu maddeye ilişkin yargı kararlarında genellikle oybirliği ile bir karar verilemediği, konunun uzmanı hukukçular arasında müşterek bir kanıya varılamadığı, açılan davaların çoğunluğunun beraatle sonuçlanmasına karşın, sırf dava açılmış olmasının bile bu suçtan yargılanmakta olan kimsenin toplumun bir kesiminin nezdinde suçlu sayılması için yeterli sayıldığı, herkesin kesin hükümle mahkum oluncaya kadar suçsuz olduğu yönündeki evrensel ve anayasal ilkeye aykırı sonuçların ortaya çıktığı görmezden gelinemez bir şekilde yaşanmaktadır. 

Nitekim, bu maddeden verilen mahkumiyet kararlarının, ülkemizin de taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 10. maddesindeki ifade özgürlüğüne aykırılığı nedeniyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından ifade özgürlüğünü ihlal eden bir ülke olarak tazminat ödemeleriyle de karşı karşıya kaldığımız bilinmektedir. 

Toplumun farklı düşünce ve inanıştaki kesimleri arasında düşmanlıkların önlenmesi, bu düşmanlıkların kışkırtılmasının yasaklanması, farklı din, dil, ırk, etnik kökenden insanların, bu kimlikleri nedeniyle aşağılanması elbette ceza kanunuyla korunması gereken bir değerdir. Nitekim, Türk Ceza Yasası’nın 216. maddesi bu değeri korumaktadır. Ancak, 301. maddede düzenlenen suça ilişkin uygulama göstermiştir ki, madde "kanunilik" ilkesine uygun olmayıp, geniş bir takdir ve değerlendirme olanağı sağlamaktadır. Bu durum, ülkemiz insanlarının en geniş şekilde kullanmaya değer olduğu ifade özgürlüğü hakkini tehdit etmektedir. 

Yukarıda da belirtildiği gibi, son yirmi yıllı adli istatistiklere göre, bu maddeden açılan ceza davası sayısı toplam ceza davalarının on binde ikisi kadardır; bir yılda 200-300 adettir. Bu davaların büyük çoğunluğunun, gazeteci ve yazarlar ile siyasi kişiliklerin görüş ve düşüncelerini ifade etmeleri nedeniyle açıldığı da bir gerçektir. Bu nedenle, toplumun çoğunluğunun benimsememesi, hatta öfkelenmesi ve kızması, tepki duyması pahasına da olsa, ifade özgürlüğünün korunması esas alınmalıdır. 

Belirtilen nedenle, Türk Ceza Yasası’nın 301. maddesi ile korunmak istenen hukuki değerin ceza kanunlarıyla korunması, toplumsal barışa ve adalete hizmet etmek yerine, tersine, daha önemli ve büyük sorunlara neden olmakta, toplumsal barışı bozucu sonuçlara yol açmaktadır. Kaldı ki, maddede sayılan anayasal kurumlara yönelik eleştiri sınırlarını aşar nitelikteki görüş açıklamaları nedeniyle özel hukuk kapsamındaki hukuki sorumluluk devam etmektedir. Nitekim, bugün dünyadaki gelişme bu türden eylemlerin suç olmaktan, ceza kanunu alanından çıkarılıp; tazminat sorumluluğu kapsamına, özel hukukun alanına sokulması yönündedir. 

Kanun teklifiyle çağdaş gelişmelere uygun olarak, özgürlüklerin temeli olan ifade özgürlüğü daha da güvence altına alınmış olacaktır. 

MADDE GEREKÇELERİ 

MADDE 1. Maddeyle, uygulamada, ifade özgürlüğü açısından kabul edilemez sonuçlar yaratan ve toplumsal barışı tehdit eden olaylara zemin hazırlayan Türk Ceza Yasası’nın 301. maddesi yürürlükten kaldırılarak, ifade özgürlüğünün güvence altına alınması ve toplumsal barışın sağlanması amaçlanmaktadır. 

MADDE 2. Yürürlük maddesidir. 

MADDE 3. Yürütme maddesidir. 


Türk Ceza Yasası’nda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Yasa Teklifi 

MADDE 1. Türk Ceza Kanunu'nun 301. maddesi yürürlükten kaldırılmıştır. 

MADDE 2. Bu kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer. 

MADDE 3. Bu kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür. 


*** 

Türk Ceza Yasası 301. maddenin kaldırılmasını destekleyen kuruluşlar: 

Yurttaş Girişimi, Yeşiller Kadın Çalışma Grubu, Yeni Dünya İçin Çağrı Gazetesi, Yaşamevi Kadın Dayanışma Derneği, Yaşam Kadın Çevre Kültür ve İşletme Kooperatifi, WINPEACE Türkiye Kadın Girişimi, Van Kadın Derneği, Uluslararası Tiyatro Eleştirmenleri Birliği Türkiye Merkezi, Uluslararası PEN Türkiye Merkezi, Ulaşılabilir Yaşam Derneği, Uçan Süpürge, Türkiye Yazarlar Sendikası, Türkiye Sinema Emekçileri Sendikası, Türkiye Devlet Opera ve Balesi Vakfı (TOBAV), Türk Tabipler Birliği, Türk Diş Hekimleri Birliği, 
Tüketiciler Birliği Ankara Şubesi, TMMOB Mimarlar Odası, TMMOB, TCK Kadın Platformu, Tarih Vakfı, Şahmaran, Sosyal Kültürel Yaşamı Geliştirme Derneği, SODEV, Siyasal Ufuk Hareketi, Sivil Toplum Portalı, Sivil Toplum Geliştirme Merkezi, Ruh Sağlığında İnsan Hakları Girişimi Derneği, Pembe Hayat LGBTT Dayanışma Derneği, Pazartesi Dergisi, Özgür Üniversite, Özgürlüğünden Yoksun Gençler Dayanışma Derneği, Özdevsen, ODTÜ Öğrencileri Temsilcileri Konseyi, Mor Çatı Vakfı, MEDİZ (Kadınların Medya İzleme Grubu), 
Lozan Mübadilleri Vakfı, Lambda İstanbul, Kitap Çevirmenleri Meslek Birliği, Kırk Örük Kadın Kooperatifi, Kırıkkale Üniversitesi İnsan Hakları Araştırma Kulübü, KESK Ankara Şubeler Platformu, Karakedi Kültür Merkezi, Karaburun Bilim Kongresi, KAOS GL, KA-MER Vakfı, KA-MER Derneği, Kadının İnsan Hakları Yeni Çözümler Vakfı, Kadın Dayanışma Vakfı, Ka-Der Ankara Şubesi, KADAV-Kadınlarla Dayanışma Vakfı, İYİDER, İstanbul Şehir Tiyatrosu Sanatçıları Derneği (İŞTİSAN), İstanbul Kürt Enstitüsü, İris Eşitlik Gözlem Grubu, İnsan Hakları Tanıtım ve Eğitim Derneği, İnsan Hakları Gündemi Derneği, İnsan Hakları Araştırmaları Derneği, İlke İlim Kültür ve Dayanışma Derneği, İlerici Kadınlar Grubu, Hukukçular Derneği, Hatay Bağımsız Kadın Hukukçular, Grafikerler Meslek Kuruluşu, Günyüzü Kadın Dayanışma Kooperatifi, Güney Kültür Merkezi, Gündem Çocuk Derneği, Göçedenler Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği, Global İnsan, Genç Siviller Girişimi, Filmmor Kadın Kooperatifi, Empati Grubu, Düşünce Suçuna Karşı Girişim, Düşünce Özgürlüğü Derneği, Diyarbakır Barosu, DİSK Ankara Temsilciliği, Devlet Tiyatrosu Sanatçıları Derneği (DETİS), Çevirmenler Derneği, Çevbir, ÇEKEV İzmir Şubesi, Çanakkale ELDER-Kadın Danışma Merkezi, Çağdaş Hukukçular Derneği İstanbul Şubesi, Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği, Belgesel Sinemacılar Birliği, Başak Kültür ve Sanat Vakfı, Bağlar Kadın Kooperatifi, Ayrımcılığa Karşı Kadın Derneği, Ankaralı Feministler, Amargi Kadın Dayanışma Kooperatifi, Alevilerin Sesi Dergisi, 78'liler Girişimi, 68'liler Dayanışma Derneği.