YAŞAM > Uyumlanma
6 Eylül 2017

Uyumlanma

-Bedeninin ruhuna uyumlanması; dağ gibi ağır fakat kar gibi sessiz aynaya baktığında. Sessizliği seviyorsun biliyorum. Kendini, kendinden ağır bu cürretle sevmeyi belki de.

 

 

Size:

Yırtık bir harita gibi dolanıyorsunuz odanın içerisinde, yırtık eski bir harita ve kendinden ağır bir cürret!

Uyandırmayın ormanlarımı diye defalarca söyledim.! Keşfedeceğiniz başka bir yeşil yok. Düşeceğiniz başka bir çukur, başka bir delik yok. Gebe bırakacağınız neyim varsa hepsini ameliyat masasında bıraktım /ve kendimi doğurdum ben! Keşfedeceğiniz yeni bir uzuv, yeni bir kıta yok. Bedenim tersine döndürülmüş bir gezegen, lunapark değil bayım…

Kendime:

-Bedeninin ruhuna uyumlanması; dağ gibi ağır fakat kar gibi sessiz aynaya baktığında. Sessizliği seviyorsun biliyorum. Kendini, kendinden ağır bu cürretle sevmeyi belki de. Bu yüzden susuyorsun. Etinden bir sürü parçayı ameliyat masalarında bıraktın. Bıraktığın yer, kendine defalarca döndüğün yer çünkü. Dönmeye devam...

-Bu his şey gibi değil mi? Çocukluğunla kalan yüzün vardı hani, o yüzle en çok anneni anımsadığın anları unutmaya çalışmak gibi bir şey. Unutamazsın, çocukluk hiç bir yere gitmez çünkü. Acını da, yaralarını da unutmadın bu yüzden. Kendinden/etinden, özgürlüğünden de öteye gidemeyeceğimi biliyorsun… Ötesi toprak zaten. Bu defa dokunun hücreye uyumlanmasını beklemek aptallık olurdu zaten.

-Biz dönmeler, bırak-a bırak-a,

azala azala çoğalıp bu coğrafyanın kaderini değiştireceğiz sen de buna inanıyorsun değil mi çocuk?

 

*Foto: Marquise de Sade, Tan Tolga Demirci - 2017 (Surrealism Collection)

 

 

Özgür Adıkutlu/Gregor Samsa