YAŞAM > Ali Arıkan
7 Eylül 2017

Ali Arıkan

’Bir taraftan ‘şimdi burada olsaydı’ diye hayal etmemek, bir taraftan onu hala yanımızda hissetmemek elde değil...”

 

 

“Ali’yi 2013 yılı Eylül ayında kanserden kaybettik. Onun kadar çok yönlü birini aktivist, yazar, blogger, çevirmen, esnaf, trans-erkek, hayatta kalan gibi tanımlara sıkıştırabilmek güç. Ali deneyimiyle sabit; onu mutlu eden, onu iyi’leştiren şeyleri yapmayı seçen ve bu iyi’leşme halini etkileşimde bulunduğu insanlara da bulaştıran biriydi. Bize bıraktığı konuşma ve yazılarını okuduğumuzda (ya da izlediğimizde), hala ve hangi koşulda olursak olalım umut verici, güçlendirici, sağaltan duygular hissettikçe ona olan saygımız ve özlemimiz daha da artıyor. Bir taraftan ‘şimdi burada olsaydı’ diye hayal etmemek, bir taraftan onu hala yanımızda hissetmemek elde değil...”       

 

Ali’yle tanışıklığım 2004 yılında, bir feminist örgüt olan Amargi’deki yoldaşlığımızla başladı. Önce “şu eyleminde” ve “bu yürüyüşünde” karşılaşmalar (o zaman eylem yapabiliyorduk), sonra rastlaştığımız etkinliklerden eve dönüş yolunda özel ve de politik olan hayatlarımızdan konuşmalar-dertleşmeler derken dostluğumuz derinleşti. O günden bugüne ben Ali’yi salt kendi bildiğim yönleriyle algılar ve severken; onun tıpkı bir matruşka bebeği gibi içinden çıkan yeni ve farklı varoluşlarıyla, üretip beslediği bağlarla ve hayatına dokunduğu insanlarla çoğalarak güzelleşmesine de bir ölçüde tanıklık ettim. Bir ölçüde diyorum, Ali’nin kafasına koyduklarını yapmadaki hızına ve sosyalliğine benim gibi birinin yetişebilmesi çok zor(du).

 

Birçok insan Ali’yi LGBTİ+ aktivisti olarak tanıyor. Ben tanı- dığımda da öyleydi, Lambda İstanbul’da hem aktivist hem de haber tarama, web sitesi gibi gönüllü birçok işle ilgileniyordu. Bilen bilir, bu tip “gönüllü” işler görünmeyen ama ağır sorumluluk ve süreklilik gerektiren işlerdir. Mesaili işinizden çıkar yeni bir mesaiye girersiniz, gece yarılarına kadar süren toplantılar, tartışmalar, yeni kararlar, yeni iş kalemleri asla bitmez. İlk mesaiyi mecburiyetten, ikinciyi kendiniz için yaparsınız.

Ali ve diğer arkadaşlarımla bize dayatılan yaşam biçimlerine direnerek, değerli zamanlarımızı birlikte ve dayanışmayla özgürleştirebilmek için çalışıyorduk. Bu hayatta üretmek istediğimiz, bize iyi gelen şeyleri “gerçek hayat” dedikleri kalıpla olabildiğince örtüştürmüştük. Biz birlikte Amargi ve İllet oluşumlarında yer aldık. Ali LGBTİ+ hareket (ve daha da içeriden, cinsiyet kimliğiyle ilgili olan Trans ve İnterseks hareket) Feminist, Anti-militarist ve Barış hareketlerinde kendini iyi hissettiği ve motive olduğu çalışmalara emek ve destek verdi. Lambda İstanbul’da, Amargi’de, Kaos GL’de, İllet’te, BEDİ’de, Voltrans’da, Cins Atölye’de, Tecavüz-Taciz Karşıtı İnsiyatif’te , CSKKP’de8, Stop 2012’de ve muhtemelen benim de bilmediğim birçok başka grup ve oluşumda gönüllü çalışmalarda bulundu. Cin Ayşe10, Dönme, Amargi Dergi, Queer Tahayyül gibi yayınlarda çeviri ve yazıları yer aldı. Ali tek bir yere bağlanmadığı ve genelde hareket halinde olduğundan bir etiketle bilinmez. Herkesin emeğine ve öncelediklerine saygı duyan, kendi gündemini kimseye dayatmayan biriydi. Daha ağırlıklı olarak, zorunlu ikili cinsiyet sistemiyle, transfobiyle ve cinsel istismarla mücadele eden ve erkekliği sorgulayan konuların onun ilgi alanına girdiğini düşünüyorum.

Gücü kendinden gelen bir hayatta kalan....

2008 yılında; CSKKP’nin Tecavüz Kriz Merkezleri üzerine yasa tasarısı hazırladığı dönemde, İngiltere, İrlanda, Kanada gibi ülkelerin cinsel suçlarla ilgili ceza kanunlarından tonlarca sayfa çeviri yapan ekibin içindeydi Ali. Yine aynı zamanda cinsellikle ilgili okumaların yapıldığı ve ilgili hemen her konunun tartışıldığı Cins Atölye’nin de içinde yer alıyordu. Yaşadığı cinsel istismarla yüzleşme ve kendini güçlendirme sürecinin, aktivist çevresine ve yavaş yavaş güvendiklerine de ‘erkek’ olarak açıldığı bu döneme denk geldiğini düşünüyorum. Bu dönemde Ali hem cinsiyet kimliğini, hem yaşadığı şiddeti sorgulayan çok önemli adımlar attı. Erkek olmak -ama Trans ve feminist bir erkek olmak-, cinsel istismardan hayatta kalan biri olmak –ama farklı durumlarda fail de olabilmek- üzerine çokça okudu, düşündü ve yazdı. 2009’da “Erkekliğimi parçalamaya çalışırken verdiğim rahatsızlıktan dolayı özür dilerim” yazısı ile, kendi hayatından hikayeler paylaştığı Hikayeci blogunu aktifleş- tirdi. (Bu sloganın olduğu bir tişört tasarlamamı istemişti o zamanlar) Daha sonra diğer yazıları, arkadaşlarıyla birlikte kurduğu Voltrans ve Cinsel İstismardan Hayatta Kaldım blogu geldi.

Ali bu dönemde de çeşitli web-site ve kitaplardan, hayatta kalanların şifa bulması için üretilen yazıları, kendine uyguladığı ve ona iyi gelen egzersizleri seçerek çevirilerini yaptı ve blogunda paylaştı. Aynı zamanda bu şifa bulma sürecinde çeviri yaparken, okurken ve yaşarken hissettiklerini de yazıya döktü ve yine bloglarında paylaştı. Bunlar cinsel şiddet ve istismarla ilgili (trans olmakla da tabi) Türkçe bilgi ve yayının çok fazla bulunmadığı ortamımızda, özellikle de acı bir dili ve mitleri yeniden üretmemeleri, güçlendirici bir dil ve sağaltıcı bakış açısına odaklanmaları açısından çok önemli ve hala bu alanda çalışanların ve hayatta kalanların faydalandığı yazılar. 2011 yılında küçük bir ekiple Hayatta Kalan El kitabı çıkartmaya çalışıyorduk ve Ali bu kitap için çeşitli kaynakları da çevirmişti. Ayrıca cinsel şiddetle ilgili bir kavramlar sözlüğü oluşturup CSKKP sitesine koymuş- tuk. Ali cinsel şiddetle ilgili sessizliğin kırılmasını, kendine iyi geldiğini de bildiği için istiyor ve bu konuda çalışıyordu. Aynı zamanda cinsel şiddet ve istismar yaşamış-yaşayan çevresindeki veya ona ulaşan kişilerle iletişim yürütüyor ve farklı hayatlara iyi geldiği kadar, farklı deneyimlerden de besleniyordu.

Cinsel İstismardan Hayatta Kaldım bloguyla ilgili yapılan bir röportajda bir soruya, sessizliği kırmanın değeri ve önemini vurguladıktan sonra şu cevabı vermişti:

 “Mesela anlattıkça değişiyor hikayeye bakış açınız. Önce çok zorlanarak anlattığınız bir olayı daha sonra neredeyse gülerek anlatır konuma geliyorsunuz. Olayın etkisinin hafiflediği anlamına gelmez bu, ama sorunsallaştırarak anlatır hale gelebiliyorsunuz. Sizin için bir yük olmaktan çıkıyor. Yalnız olmadığınızı anlıyorsunuz.

 ... Kişilerin kendi anlatılarını yazmasını istiyorum. Okurken ağlayarak okuyup ama bi yandan da ‘hayır, bu seni ayakta tutuyor’ diyebildiğimiz yazılar olmasını istiyorum. “Gücünü kendinden alan yazılar” bölümü o yüzden var blogta. Bu ilk sefer kolay çıkmıyor. Kendine acıdığın, kendine kötü baktı- ğın oluyor. İlk yazı güçlü olmayabiliyor.”

 Hikayeci Blogunda paylaştığı “Seks pozitif de neyin nesi” başlıklı yazısında da şöyle bir bölüm geçiyor:

“Kendi kişisel tarihimde geçmişte farklı zamanlarda, farklı kişiler tarafından uğradığım cinsel şiddetle yüzleşme sürecimin bir parçası olarak yazmayı seçtim. Bu blogda bunları da paylaştım. Artık bu yaşadıklarımı detaylı anlatabiliyorum. Yazıları okuyanların geri dönüşlerinde, paylaştıklarında veya dostlarla bir iki kişilik muhabbetlerde cinsel şiddetten bahsettiğimizde korkunun, güvensizliğin yol açtığı bazı sorunlar yaşadıklarını söylemelerine bakılırsa herkes seksi o kadar da rahat yaşamıyormuş. Mağduriyet üzerinden kendini var etmemek için bu travmaların yarattığı zehirden kurtulmak lazım. Şifa bulmak lazım. Ben insanlara güvenmek istiyorum, seksten korkmak istemiyorum.”

Ali’nin enerjisi...

Ali kendini yazarak ifade eden biriydi. Bunda elbette çok fazla okuyup izlemesinin, insanlarla çokça konuşup etkileşimde bulunmasının ve iyi bir dinleyici olmasının payı büyük. Ancak Ali’nin sahiplendiği kimlikler, insanlarla kurduğu bağlar ve onun erdemleri olarak gördüğümüz, Ali’yi Ali yapan tüm özellikler (pozitif ve iyi gelen yaklaşımı, kahkahaları, yargılamadan dinlemesi, kendini sorgulayabilmesi, yardım istemekten çekinmemesi, hayır diyebiliyor olması, hayattan keyif almanın değerini bilmesi, sır küpü olması, güven vermesi ve herkesin farklı konularda ilk ona gidip açılması gibi şeyler ;) aynı zamanda onun, hayatını ele geçirmesine izin vermediği ve içinden güçlenerek çıktığı olumsuz deneyimler sonucu güçlendirdiği yönleridir. Hayatta kalanlar olarak bugün, Ali’nin şifa bulmak için yollarımıza döşediği taşlara basarak, onun enerjisini de yanı- mızda hissederek ilerlerlemeye ve yeni taşlar döşemeye devam ediyoruz.

Cinsel şiddetle ilgili Cinsel şiddetle ilgili kavramlar; “cinsel şiddet” kavramının kendisi de dahil olmak üzere CŞMD’nin tüm çalışmalarını üzerine inşa ettiği temel bir zemin olma özelliğini taşıyor. Cinsel şiddetle mücadele aktivistleri olarak en başından beri toplumda baskın olarak kullanılan (ve de kullanılmayan) kavramları irdelemenin bir ihtiyaç olarak önemini deneyimliyoruz. 2012 yılında CŞMD henüz kurulmadan önce, cinsel şiddet ve cinsel istismarla ilgili bazı önemli metinleri Türkçe’ye kazandıran trans-aktivist Ali Arıkan’la birlikte küçük bir grup oluşturmuş ve “kurban, mağ- dur, saldırgan, sapık, ensest, biyolojik kadın, biyolojik erkek” gibi sorunlu bulduğumuz bazı kavramlar üzerinde tartışıyorduk. Daha sonra bu tartışmalar ilerledikçe sorunlu bulduğumuz kavramlara “pedofil, çocuk gelin” gibi yenileri de eklendi. Kavramlar üzerine odaklanma ihtiyacımız cinsel şiddetle ilgili öz-yardım* materyallerini Türkçe’ye çevirirken başlamış olsa da, cinsel şiddetle mücadelede kavramların kullanımının ne denli kilit bir rol oynadığını fark etmemiz uzun sürmedi.

Dil ve dilin ürettiği mesajlara odaklandığımızda

Cinsel şiddetle ilgili halk arasında içselleşmiş temel yanlış inanışların (mitlerin) bazı kavramların kullanı- mıyla yaygınlaştığını görebiliyoruz.

Hilal Esmer

Şifalı Bilgiler’in ilk sayısına buradan ulaşabilirsiniz.

Voltrans için  http://vol-trans.blogspot.com.tr/ tıklayınız.