“Ailem Güvende” adı altında gerçekleştirilen operasyonlar kapsamında tutuklanan 5 trans kadın hakkındaki hukuki süreç belirsizliğini koruyor. 30 Eylül 2026 tarihinde düzenlenen iddianame, 7 Ekim’den bu yana Ankara 61. Asliye Ceza Mahkemesi’nde herhangi bir işlem yapılmadan bekletiliyor. Tutuklu trans kadınlardan bazılarının içme suyuna erişimden dahi yoksun bırakıldığı tecrit koşullarında tutulduğu aktarılırken yargılamanın ilerlememesi, tutukluluğun fiili bir cezalandırma aracına dönüştürülmesine ilişkin endişeleri artırıyor.
İddianamede cinsiyet kimliğine yönelik ifadeler yer aldı
30 Eylül tarihli iddianamede, trans kadınların sosyal medya hesaplarından yaptıkları düşünülen paylaşımların “cinsel içerikli beklentilere hitap edecek nitelikte olduğu” ileri sürüldü.
İddianamede Ankara Emniyeti'nin değerlendirmelerine de yer verilerek söz konusu içeriklerin, “içeriklere ulaşan şahısların cinsiyetinin ne olduğunun öneminin olmadığı ve kendilerinin cinsiyet için profil seçebilme özgürlüğünün olduğu yönde bir algı oluşturduğu” iddia edildi.
Ayrıca iddianamede, trans kadınlar hakkında “kamuoyunda çok sayıda ilde benzer suçlara yönelik ‘Ailem Güvende’ operasyonları olarak anılan operasyon çerçevesinde” işlem yapıldığı da açıkça belirtildi.
“Operasyonun ideolojik boyutunun en somut göstergesi”
Süreci değerlendiren avukatlar, iddianamede kullanılan ifadelerin LGBTİ+ varoluşunu doğrudan hedef aldığını belirtti.
Avukatlar, sosyal medya paylaşımlarının ve cinsiyet kimliğinin suçlama konusu yapılmasının yanı sıra mahkemenin iddianameyi işlem yapmadan bekletmesine dikkat çekerek bu durumun tutuklamanın bir cezalandırma yöntemine dönüştürüldüğünü ve operasyonun ideolojik niteliğini ortaya koyduğunu ifade etti.
Emniyet ve savcılığın değerlendirmelerini, LGBTİ+ varoluşunu yok sayan ve hedef alan bir yaklaşımın göstergesi olarak nitelendiren Doğanoğlu, iddianamede yer alan ifadelerin heteronormatif ve ikili cinsiyet rejimini dayatan patriyarkal devlet anlayışının açık bir itirafı olduğunu vurguladı.
Avukatlar, sosyal medyada profil cinsiyeti seçme özgürlüğünün dahi “toplumun ar ve haya duygularını rencide edebilecek” nitelikte ve bir “algı operasyonu” olarak sunulduğunu belirterek bu yaklaşımın LGBTİ+ları toplum nezdinde “yeni düşman” olarak konumlandırmaya hizmet ettiğine dikkat çekti.