Estetik Bir Lütuftan Politik Bir Barikata: Kuirfest’ten İKSV’ye Açık İhtar

KuirFest küratörümüz Av. Furkan Yurt yazdı

Kültürel alanın nezaketle daraltıldığı, sansürün bürokratik zarafetle paketlendiği bir eşikteyiz. İstanbul Film Festivali yönetiminin "Nerdesin Aşkım?" seçkisini geçtiğimiz sene verdikleri teminata rağmen katalogdan silme kararı, artık kurumsal bir tercih olarak okunmamalı; Türkiye’nin en köklü sanat kurumunun, devletin makbul vatandaş ve kutsal aile sınırlarına kendi elleriyle hizalanma beyanı olarak kabul edilmelidir. Bu sessiz geri çekiliş, kuir varoluşu bir estetik zenginlik olarak gören politik riskten arındırılmış estetik yaklaşımın, gerçek bir siyasal kuşatma karşısında nasıl hızla tasfiye memurluğuna soyunduğunu belgelemektedir.

Politik Seyreltmeden Yok Saymaya Giden Tercihin İfşası

Geçtiğimiz sene yine festival yönetimi yaptığı açıklamada, kuir filmleri programın geneline yaydığını iddia ederek bir tür illüzyon yaratmaya çabalamıştı. Ancak biz biliyorduk ki bir tematik seçkiyi dağıtmak, o anlatının politik omurgasını kırmak demektir. Kuir sinemanın bağımsız bir kürasyonla sunulması, bir gettolaşma olmaktan ziyade heteronormatif sinema evrenine karşı politik bir barikat kurmaktır. Kaldı ki bu sene diğer seçkiler incelendiğine o seyreltme kaygısı neticesinde neredeyse varlığı tartışmalı birkaç filmle baş başa bırakıldığımız görülebiliyor. 

Filmleri ana akım başlıkların arasına serpiştirerek etkisizleştirmek, kuir özneleri izleyici kitlesinden koparmak ve bu yapımları sinema kapitalinin içinde uysallaştırılmış birer numune haline getirmek anlamına gelirken eldeki durumda varlığı tartışmalı birkaç filmle yetinmekartık temsille sınırlı kalmayan, temsiliyetin içini boşaltan açık bir politik seyreltme operasyonudur.

Genel Ahlak Kıskacı ve Kurumsal Konforun Bedeli

Genel ahlak adı altında MUBI’nin festival açılış filmi olan “Queer”e getirilen yasak, 13. Pembe Hayat Kuirfest kapsamında gösterilmesi planlanan BELLEKVARİ’nin Ankara Valiliği tarafından engellenmesi ve dijital platformlara yönelik sistematik baskılar tesadüf değil. Ancak burada mesele yalnızca dışarıdan gelen bir baskı da değil. Asıl sorun, bu baskının kurumlar tarafından öngörülerek içselleştirilmesi ve herhangi bir zorlamaya gerek kalmadan alanın kendiliğinden daraltılmasıdır. İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nın tercihi, doğrudan bir yasaklamanın sonucu olmaktan çok, olası politik riskleri bertaraf etmeye yönelik bir kurumsal konfor stratejisi olarak okunmalıdır.

Bu noktada İKSV, elindeki finansal ve kurumsal gücü bir direnç hattına dönüştürmek yerine, teknik imkânsızlık söyleminin ardına sığınarak başlayan ve giderek sessiz bir yok sayma pratiğine evrilen bir geri çekilme hattı inşa etmiştir. Bu tavır, yalnızca bir seçkinin programdan çıkarılmasıyla sınırlı olmayan; sansürün kurumlar tarafından içselleştirilerek yeniden üretildiği bir kültürel iklimin parçasıdır. Türkiye’nin en büyük kültür kurumlarından birinin bu yönde konumlanması, ifade özgürlüğünün açık bir ihlalinden ziyade, onun kurumsal düzeyde aşındırılmasının en görünmez ama en etkili biçimlerinden birini temsil etmektedir.

Kuir Hafıza: Bir Mirasın Savunusu

"Nerdesin Aşkım?" sinemaseverler için yalnızca bir film listesi ya da seçkisi değildi; Türkiye’nin kuir hafızasının, direnişinin ve aidiyetinin büyük bir kültür kurumu tarafından görünür kılındığı kamusal alandaki yansımasıydı. Geçtiğimiz yıl, yeterli film yok gibi gerekçelerle bu hafızayı silmeye çalışmak, kuir üreticileri ve izleyicileri kasıtlı olarak alansız bırakmıştı.

Ancak İKSV’nin geri çekildiği boşluğu, bizler 2011’den bu yana Pembe Hayat KuirFest ile dolduruyoruz. Festival, Türkiye’de kuir sinemanın ve düşüncenin sadece görünür olmasıyla yetinmiyor; aynı zamanda tartışıldığı, üretildiği ve kolektif hafızaya dönüştüğü bir zemin inşa ediyor. Ankara’da başlayıp yasaklarla yerinden edilen festival, farklı şehirlere ve coğrafyalara taşınarak kuir varoluşun bastırılmaya çalışıldığı her anda kendine yeni bir alan açma kapasitesini göstermiştir.

İKSV’nin geri çekilmesi, bu sürekliliğin önemini daha da görünür kılıyor. Kuir hafıza kurumsal takvimlere bağlı olmaksızın; yasaklara, dışlamalara ve görünmezleştirmeye rağmen kendini yeniden üreten bir direniş pratiğidir. On dört yıllık ısrarımız, bu hafızanın silinemeyeceğinin en somut kanıtıdır. Hafızamız, mülteci LGBTİ+'ların sesinden, yerel örgütlenmelerin inadından ve yasaklara rağmen üretilen karelerden beslenir.

Sonuç Mahiyetinde Sahne Bizim, Hikâye Bizim

İstanbul Kültür Sanat Vakfı yönetimine hatırlatırız: Meşruiyetiniz, gösterdiğiniz filmlerin şöhretinden değil; sanatsal özgürlüğün barikatı olma iradenizden gelir. Kuir sinemayı riskli içerik olarak kapı dışı edenler, sinemanın tarihsel misyonundan çok uzakta, yalnızca onun konforundan yana pozisyon almaktadır.

Bu bir davetten çok öte bir hatırlatma:

Bizler, perdenin arkasındaki bürokratik oyunları teşhir etmeye ve daraltılan her alanı dayanışmayla yeniden kurmaya kararlıyız. Sizin serpiştirilmiş sessizliğinize karşı bizim örgütlü sesimiz var. Perdeyi aşan ve perdeden taşan hayatlarımız, hiçbir kurumsal listenin onayına muhtaç değildir!

Buradayız Aşkım! Ve hiçbir yere gitmiyoruz.

Instagram paylaşımı için tıklayınız!