“Poyraz’ı unutmayın, ona mezar olan Sincan Cezaevini unutmayın”

12 Eylül’de “Ailem Güvende” adıyla gerçekleştirilen operasyonlarında LGBTİ+ aktivistler, hak savunucuları ve trans kadınlar gözaltına alındı ve ardından tutuklandı. Ankara'da tutuklanan LGBTİ+lar ise Sincan Cezaevi’ne gönderildi.

Sincan Cezaevi, trans erkek Poyraz'ın yaşamını yitirdiği cezaevi olması nedeniyle LGBTİ+ mahpusların güvenliğine ilişkin tartışmaların da odağında bulunuyor.

Elif Esen Tolubilek ile Poyraz’ın yaşamı, maruz kaldığı ayrımcılık, Sincan Cezaevi’nde yaşadıkları, ölümünden önce ailesiyle yaptığı son görüşme ve 12 Eylül operasyonlarının ardından LGBTİ+ların yeniden Sincan’a gönderilmesi üzerine konuştuk.

“O da sevilmek istiyordu, toplumda yer edinmek istiyordu”

Poyraz’ın ablası Elif Esen Tolubilek, kardeşinin iletişimi güçlü, insan ilişkileri iyi, merhametli ve sevgi dolu biri olduğunu belirtti. Poyraz’ın trans kimliği nedeniyle çalışma yaşamında dışlandığını ve alay konusu haline getirildiğini söyleyen Tolubilek, kardeşinin kabul görmek için yoğun çaba gösterdiğini ifade etti:

“Kardeşim Poyraz iletişimi kuvvetli, insan ilişkileri oldukça iyi, merhametli, sevgi dolu biriydi. Sevgi dolu kısmına dikkat çekmek isterim çünkü sevilmeme kaygısının yarattığı korkuyla doluydu içi. O da sevilmek istiyordu, toplumda yer edinmek istiyordu. Dışlanmamak istiyordu. Sırf sahip olduğu bedenle hissettiğinin farklı olmasından dolayı girdiği işlerde dışlanıyor, alay konusu haline geliyor ve bundan dolayı çok üzülüyordu. İşte bu noktada insan ilişkilerinde çok çaba gösteriyordu. Kendisini kabullendirme çabası… Ne kadar kötü değil mi?”

Tolubilek, Poyraz’ın kabul görme isteğinin çevresindeki bazı kişiler tarafından istismar edildiğini ve bir kart dolandırıcılığı olayında Poyraz’ın hedef haline getirildiğini söyledi:

“Onun yüreğinin güzelliğini görmeden, sadece trans bir birey olduğu için dışlanması… İşte bu çok ağrına gidiyordu. Bir yerde birazcık sevildiğini hissetsin, oraya bağımlı hale geliyordu ve bu zayıf noktasını kullanan, arkadaş dediği insanlar tarafından kart dolandırıcılığı tuzağına düşürüldü. Bu suçu işleyip kardeşim üzerinden dolandırıcılık yapan iki dolandırıcı dahi kardeşimin trans kimliği üzerinden ona iftira attı. Neden suça açık gibi görünüyordu ya da insanların iftira atabileceği hedef haline geliyordu, sevilmeyen, saygı duyulmayan biri haline getiriliyordu toplumda?”

Poyraz’ın maruz kaldığı dışlanmanın kendisi üzerindeki etkisine ilişkin Tolubilek şunları söyledi:

“Çok duygusaldı. Böyle hissettiği anlarda ağlar ve ‘Abla, ben bu dünyaya ait değilim.’ derdi. ‘Ben de insanım, benim de duygularım var.’ derdi.”

Poyraz’ın yaşamı boyunca verdiği mücadelenin bugün kendisinin ve annesinin de mücadelesi haline geldiğini belirten Tolubilek şöyle devam etti:

“Bu ikilemin, bu sıkışmışlığın içinde verdiği savaşta kendisine yeniliyordu belki de. Şimdi onu daha iyi anlıyorum ve onun savaşı benim ve annemin savaşı haline geldi. Bizim hayat felsefemiz, ‘Her zaman sevilesi izler bırakın dokunduğunuz hayatlarda.’ cümlesinin ta kendisiydi. Kardeşim de dokunduğu her hayatta güzel izler bırakıp gitti…”

Poyraz’ın Sincan Cezaevi’ne sevk süreci

Tolubilek’in aktardığına göre Poyraz, daha önce bulunduğu cezaevinde yaşanan bir olayın ardından kendisine bilgi verilmeden Sincan Cezaevi’ne sevk edildi:

“Poyraz’ın Sincan Cezaevi’ne götürülme süreci yine daha önce bulunduğu cezaevinde cinsel yöneliminden dolayı uğradığı iftirayla ilişkili. Bu konuda bir koğuş arkadaşı benimle iletişime geçerek, ‘Bize iftira attılar, bizi sürdüler.’ dedi. Birkaç gün aramamıştı Poyraz. Beni aradığında ise cezaevi nakil aracına hiçbir şey söylenmeden bindirildiğini ve gözünü Ankara Sincan Cezaevi’nde açtığını söyledi.”

Poyraz’ın cezaevindeki ilk döneminde yönetimin daha farklı olduğunu ancak yaklaşık bir ay içerisinde koşulların değiştiğini aktaran Tolubilek, kardeşinin yapılan görüntülü görüşmelerde keyifsiz ve halsiz göründüğünü söyledi:

“Yerleştirildiği koğuşta birkaç kişi tarafından tuhaf karşılandığını söylemişti ilk etapta. Daha sonraları genel yönetimin çok sıkı olmadığından bahsetti. Fakat bir ay geçmedi, her şey değişti. Yaptığımız görüntülü konuşmalarda keyifsiz görünüyordu, bazen çok halsiz görünüyordu. ‘Neden?’ diyordum. ‘Bilmiyorum abla, müdür değişti. Artık eskisi gibi değil. Benim gibi olanları tek tek ayırıyor, sorular soruyor, çoğu şeyi yasakladı.’ dedi.”

Tolubilek, bu süreçte Poyraz’a cezaevinde herhangi bir olayın içine girmemesi ve dikkat çekmemesi gerektiğini söylediğini aktardı:

“Ben de ona, ‘Hiçbir şeye bulaşma, dikkat çekme.’ dedim. Yine çok geçmeden bana bundan bahsetti. Ben de, ‘Seni çağırdı mı?’ diye sordum. ‘Hayır, bana sıra gelmedi daha herhalde.’ dedi ama belli ki kardeşimi gözüne çoktan kestirmişlerdi.”

Hormon terapisi için dilekçe verilmesinin istendiğini aktardı

Poyraz’ın psikolojik tedavi gördüğünü ve düzenli ilaç kullandığını belirten Tolubilek, görüntülü görüşmeler sırasında gardiyanların Poyraz’a ilaç getirdiğine birçok kez tanık olduğunu söyledi:

“Kardeşimin koğuşundakilerle arası iyiydi. Her konuşmamızda bana selam söyleyenler dahi oluyordu. Kardeşim psikolojik tedavi görüyordu ve gerçekten ağır haplar kullanıyordu. Konuşmalarımız sırasında gardiyanların hap getirdiğine birçok kez şahit oldum.”

Tolubilek’in aktarımına göre daha sonra cezaevindeki trans mahpuslara hormon terapisi başlatılacağı ve bu tedaviyi isteyenlerin dilekçe vermesi gerektiği söylendi:

“Ve bir gün bana cezaevinde trans bireyler için hormon terapisi başlatacaklarını, böyle olanların tedavi için dilekçe vermelerini söylediklerini anlattı. Ben buna itiraz ettim. ‘Sakın verme.’ dedim. ‘Bu bir tuzak gibi değil mi?’”

Poyraz’ın daha sonraki psikolog görüşmesinde trans olduğunu ve hormon terapisi görmek istediğini söylediğini belirten Tolubilek, yaşananların bu görüşmenin ardından başladığını ifade etti:

“Kardeşim en son gittiği psikolog görüşmesinde de buna dayanarak trans birey olduğundan ve hormon terapisi görmek istediğinden bahsettiğini anlattı.”

“Her şey bundan sonra oldu.”

“Üç gün hücrede tutuldu”

Tolubilek’in aktarımına göre Poyraz, koğuşta yaşanan bir arbedenin ardından üç gün boyunca hücrede tutuldu. Poyraz’ın bu süreçte başından ve parmaklarından yaralandığını belirten Tolubilek, ailesinin üç gün boyunca kendisinden haber alamadığını söyledi:

“Koğuşunda bir arbede yaşanıyor ve kardeşimi üç gün bir hücreye kapatıyorlar. Kafasında dikiş attıkları bir yarık, parmaklarında kırık ve bir hücre… Yasal olarak hiçbir tutanak olmadan hem de.”

Tolubilek, üç günün ardından yaptığı telefon görüşmesinde Poyraz’ın ağladığını, koğuşunun değiştirildiğini ve trans mahpusların ayrıştırıldığı bir koğuşa götürüldüğünü söylediğini aktardı:

“Ben ise her gün, ‘Kardeşim beni neden aramıyor, ne oldu, başına bir şey mi geldi?’ diye düşünmekten uyuyamadığım üç gece geçirdim. Sonunda aradı. Kardeşim çok ağlıyordu, ağlamaktan konuşamıyordu. Koğuşundan alındığını, farklı bir koğuşa koyulduğunu ve bu koğuşun kötü olduğunu, transları ayrıştırdıklarını, bazı haklarının elinden alındığını anlatıyordu.”

Poyraz’ın bu görüşme sırasında kendisini güvende hissetmediğini belirten Tolubilek şöyle devam etti:

“O anda koğuşta kimse olmadığını, dört mahkûmun da psikolog kontrolüne götürüldüğünü söyledi. Bana anlatamadığı şeyler de varmış. Kendisini kesinlikle güvende hissetmiyordu. Onun korkusuna kapıldığı belliydi ama o an sakinleştirmeye çalıştım ve oradakilerle de anlaşacağını, dikkatli olması gerektiğini söyledim.”

“Son telefon görüşmesinden bir saat sonra yaşamını yitirdi”

Tolubilek’in aktardığına göre bu görüşme, Poyraz ile ailesi arasındaki son telefon görüşmesi oldu. Poyraz görüşmeden bir saat sonra koğuşta asılı halde bulundu:

“Ağlaması durdu, sakinleşti. ‘Sizi çok seviyorum.’ dedi. ‘Çok özledim.’ dedi ve bir saat sonra, tam bir saat sonra, koğuşta asılı bulundu.”

“Kardeşimin bana son ‘Seni seviyorum.’ deyişi oldu. Son kez oğlumun gözlerine baktı, ‘Dayıcım.’ dedi ve kapattı.”

Poyraz’ın ölümünün ardından avukatların yaptığı araştırmalarda cezaevindeki uygulamalara ilişkin çeşitli bulgulara ulaşıldığını belirten Tolubilek; Poyraz’ın kaldığı koğuşa “damat koğuşu” denildiğini, kontrol altında bulunmasına rağmen kontrol saatinde koğuşunun kontrol edilmediğini ve cezaevi yönetiminin verdiği ifadelerde benzer anlatımlar bulunduğunu söyledi:

“Sonrası tamamen cezaevinin ayrıştırmacı tutumu ve avukatlarımızın araştırdığı sonuçlarda ortaya çıkan detaylar. Bu koğuşa ‘damat koğuşu’ denilip alay edildiği, Poyraz kontrollü mahkûmken kontrol saatinde sadece Poyraz’ın koğuşunun kontrol edilmemesi bilerek ve isteyerek, sonrasında yönetimin hep bir ağızdan ezberlenmiş bir şekilde kendilerini aklayacak biçimde ifade vermesi, içeride nasıl bir yönetimin olduğuyla alakalı birçok şeyi ortaya koyuyor.”

“Burası güvenli değil, benim kardeşim burada öldü”

12 Eylül operasyonlarının ardından LGBTİ+ların yeniden Sincan Cezaevi’ne gönderilmesine tepki gösteren Tolubilek, Poyraz’ın ölümüne giden süreçte cezaevinde yaşananların açıklığa kavuşturulması gerektiğini belirtti.

Poyraz’ın hücrede geçirdiği üç gün boyunca ne yaşadığının, ilaçlarının düzenli verilip verilmediğinin ve gerekli kontrollerin yapılıp yapılmadığının sorgulanması gerektiğini söyleyen Tolubilek şöyle konuştu:

“Cezaevleri her zaman hak edenlerin ve gerçek suçluların cezasını çektiği yer olmaktan çıkmadı mı? Bunu sorguluyorum kardeşimin başına gelenlerden sonra.”

“Kardeşim kendisini astı, koğuşta olmaması gereken fazladan bir çamaşır ipiyle, evet. Fakat bunu o noktaya ne getirdi? O cezaevinde üç gün hücrede ne yaşadı? Nasıl bir psikolojiye girdi? Haplarını içti mi, kontrol edildi mi? Ne önemi vardı ki onlar için? Belki de ölmesini istediler. Onu sürükledikleri şey ipe götürdü kardeşimi.”

“NEDEN? Trans birey olduğu için mi?”

Poyraz’ın ölümünün ardından ailesinin yaşadıklarına da dikkat çeken Tolubilek, Poyraz’ın annesi, kardeşleri ve yeğeni olduğunu hatırlattı:

“Peki ya ailesi yok muydu? Annesi, ablası, kardeşi, yeğeni… Bizler neler yaşıyoruz, neler yaşadık.”

“Benim kardeşime mezar olan Sincan Cezaevi başkalarına bu zulmü yaşatmasın”

Poyraz’ın hayatı boyunca trans olduğu için hedef haline getirildiğini ifade eden Tolubilek, 12 Eylül operasyonlarının ardından LGBTİ+ların Sincan Cezaevi’ne gönderilmesinden endişe duyduğunu söyledi:

“Kardeşimin tüm hayatına şahit olduğum, nelerle mücadele ettiğini ve birlikte mücadele ettiğimiz düşünceleri, davranış biçimlerini bildiğim için şu an yaşananları üzüntüyle izliyorum.”

“Sırf trans diye hedef haline getirilen, amaçları sadece insan gibi yaşamak, kabul görmek, sevmek, sevilmek olan kardeşlerim, arkadaşlarım için endişeliyim.”

“Ailem Güvende” operasyonlarına değinen Tolubilek, başka ailelerin benzer kayıplar yaşamaması gerektiğini ifade etti:

“Benim kardeşime mezar olan Sincan Cezaevi başkalarına bu zulmü yaşatmasın istiyorum. Başka ailelerin ‘Ailem Güvende’ adı altında dayatılan suçlamalarla canları yanmasın istiyorum. O güzel güzel parlayan renkler siyaha boyanmasın istiyorum…”

Sincan Cezaevi’ndeki LGBTİ+ mahpusların koşullarına ilişkin kaygısını da dile getiren Tolubilek şunları söyledi:

“Sincan Cezaevi’nin LGBT+ların terbiye edilmeye, kendilerince, tabii olmuyorsa da canlarına kıymaya kadar sürüklenebilecekleri ortama ve yönetime sahip olduğunu düşünüyorum.”

“Her bir LGBTİ+ bireyin de ailesi olduğunu unutmamaları gerekiyor”

“Aileyi koruma” söylemiyle yürütülen politikaları değerlendiren Tolubilek, LGBTİ+ların da ailelerinin bulunduğunu ve ailelerin çocuklarından vazgeçmeye zorlanamayacağını söyledi:

“Öncelikle aileyi korurken her bir LGBTİ+ bireyin de ailesi olduğunu unutmamaları gerektiğini düşünüyorum.”

“Bizler evlatlarımızdan vaz mı geçelim? Zaten hayatı ve hayatın içindeki yaşamı zorlaştıran bir sürü sorunla başa çıkmaya çalışırken biz ellerinden tutmayalım mı?”

Ailesinin Poyraz’ın yanında durduğunu belirten Tolubilek, buna rağmen kardeşinin devletin sorumluluğu altındayken yaşamını yitirdiğine dikkat çekti:

“Hayır. Biz böyle yapmadık. Daha çok yanında olduk, arkasında olduk, daha çok güvendik. Ama kardeşim devlet koruması altında kendisini asabildi.”

“İşte tüm problemin başladığı yer belki de orasıydı: devlet koruması.”

“Her canlının yaşama hakkı yok mu? Neden canavarlaştırıyorsunuz?”

LGBTİ+ kimliklerin hastalık olarak değerlendirilmesine ve LGBTİ+lara yönelik suçlayıcı etiketlere karşı olduğunu söyleyen Tolubilek, eşit hakların güvence altına alınması gerektiğini belirtti:

“Öncelikle bunun bir hastalık olmadığını kabul edip insanca yaşama hakkını vermeleri gerektiğini düşünüyorum. Bütün kötü etiketlerin sırf LGBTİ+ olmasından dolayı onlara yüklenmesini kabul etmiyorum ve hiçbir yasanın da bunu kabul etmesine göz yummak istemiyorum.”

“Haklar eşittir. Hakkını savunmak ise suç kabul edilmemelidir.”

“Sizin için savaşıyoruz, sakın orada pes etmeyin”

Tolubilek, Sincan Cezaevi’nde bulunan LGBTİ+lara seslenerek Poyraz’ın ölümünün ardından LGBTİ+ toplumundan gördükleri dayanışmayı hatırlattı:

“Şu zamanlarda Sincan Cezaevi’nde mahkûm sıfatıyla bulunan tüm LGBT+lara söylemek istediğim: Sizin için savaşıyoruz, sakın orada pes etmeyin.”

“Bazen aile sadece anne ve babadan oluşmaz. Sizi şefkatle saran sıcak bir kucak da aileniz olabilir.”

“Poyraz’ı kaybettiğimizde sizler de bizlere ailemiz olduğumuzu hissettirdiniz. Hepinize kucak dolusu sevgiler.”

Tolubilek, açıklamasını şu sözlerle tamamladı:

“POYRAZ’I UNUTMAYIN! ONA MEZAR OLAN SİNCAN CEZAEVİNİ UNUTMAYIN.”