Özel Haber: Eylem Esen Arabacı
Yılbaşında LGBTİ+ dernek ve örgütleri, cezaevlerinde tutulan LGBTİ+ mahpuslara dayanışma kartları gönderdi. Haftalar sonra cezaevinden gelen mektuplar, bu dayanışmanın içeride nasıl karşılık bulduğunu ortaya koydu. Sincan Ceza İnfaz Kurumları Kampüsü’nde tutulan trans erkek mahpuslar, gönderdikleri mektuplarla dayanışmanın hayati önemine dikkat çekti.
Trans mahpuslar mektuplarında, cezaevi koşullarında hatırlanmanın ve dışarıyla kurulan bağların yaşamsal bir anlam taşıdığını ifade etti. Yazılanlar, dayanışmanın bir jestten öte, içeride nefes almayı mümkün kılan bir ilişki olduğunu gösteriyor:
“Biz depremzede olarak çok ölümler gördüm. Kardeşimiz Poyraz’ın da ölümü, umutsuzluğumu tetiklerken, sizler elimden tutup beni bu karanlıktan çıkarttınız. Bizler artık birbirimize tutunarak nefes almak istiyoruz.
Aynı şemsiyenin altında buluşmak dileğiyle.”
“Sizler iyi oldukça biz de sizlerden güç alıyoruz.”
Mektuplarda, cezaevi koşullarında yaşanan yalnızlık ve ayrıştırmanın yanı sıra, bu koşullar içinde kurulan dayanışmanın gücü de öne çıkıyor. Trans mahpuslar, kendilerine ulaşan birkaç satırın görülme ve var olma duygusunu nasıl güçlendirdiğini kendi sözleriyle aktarıyor:
“Bu süreçte yanımızda olduğunuzu hissettirdiğiniz için çok ama çok teşekkür ederim. Çıktığım zaman ziyaretinize gelip, sizlerle bire bir tanışmak istiyorum. Bana bol bol mektup ve resim gönderirseniz sevinirim. Benim de ilk işim fotoğraf çekilir çekilmez size göndermek olacak. Her şey için tekrardan teşekkür eder, ziyaretlerinizi beklerim. Ve sizden ricam, kendinize çok ama çok iyi bakmanız. Sizler iyi oldukça biz de sizlerden güç alıyoruz. Yaşamak farklı renklerle güzel!”
Açlık grevinden mektuba: Utku Devrim’in mesajı
Mektup gönderenler arasında geçtiğimiz aylarda açlık grevinde olan Utku Devrim de yer alıyor.
Sincan Kadın Kapalı Cezaevi’nde şüpheli biçimde yaşamını yitiren Poyraz’ın ardından, cezaevinde tutulan trans mahpuslara yönelik tecrit uygulamalarının ağırlaştığı gerekçesiyle Devrim açlık grevine başlamıştı. Tecridin sonlandırılması talebiyle başlatılan grev sürecinde, trans mahpusların koşullarında sınırlı bazı değişiklikler yapılmıştı.
Utku Devrim’in gönderdiği mektupta; aylarca süren hücre uygulaması, trans kimliğin “tercih” olarak görülmesine yönelik eleştiri, cezaevindeki ayrıştırmanın devam ettiği vurgusu ve mücadeleden vazgeçmeme kararlılığı öne çıktı. Devrim, içerideki trans mahpusların yalnızca özgürlüklerinden değil, aynı zamanda bilgiye ve insani muameleye erişimden de mahrum bırakıldığını belirterek, cezaevi idaresinin trans kimliğe ilişkin “tıbbi ve toplumsal bilgisizliğine” dikkat çekti.
Mektubunda, aylarca trans olduğu gerekçesiyle hücrede tutulduğunu ve ayrıştırmanın hâlâ sürdüğünü aktaran Devrim, aynı koğuşta kaldığı diğer trans mahpuslarla dayanışma içinde olduklarını ifade etti. Mücadelenin yalnızca cezaevi koşullarına karşı değil, dışarıdaki önyargılara karşı da sürdüğünü belirten Devrim, mektubunda şu ifadelere yer verdi:
“Poyraz’ın ölümü tüm acılarımı yenilerken, hâlâ devam eden tek umudum bir insan bile bizi anlarsa ne mutlu bana ve bizlere. Bizler ailelerimiz başta olmak üzere; çevremiz, işimiz ve toplum çoğunluğu tarafından dışlandıkça insanları, hayvanları, doğayı ve ötekileştirmeden her canlıyı sevdik. Sevenlerimiz de çok oldu elbet. Umudum artık uzaylı ya da vebalı gibi davranmamayı bir nebze olsun öğrenmeleri bazılarının. O yüzden kahrolsun bazı şeyler!”
Mektubunu “Bu yaşadığım zulüm değil, mücadelenin ta kendisidir!” sözleriyle bitiren Devrim, dışarıdan mektup beklediklerini ve içeride zamanın dayanışma olmadan daha da ağırlaştığını ifade etti.