Özel Haber: Eylem Esen ARABACI
Ankara’da yaşayan trans kadın İrem, 7 Mart’ı 8 Mart’a bağlayan gece Libya Caddesi’nde polisler tarafından işkence ve kötü muameleye maruz bırakıldığını belirtti. Olayın ardından İrem gözaltına alınarak sabaha kadar karakolda tutuldu ve hakkında adli kontrol kararı verildi.
İrem’in avukatı Elif Burcu Akman, yaşanan süreci ve dosyada karşılaştıkları sorunları pembehayat.org’a anlattı.
Olay gecesi tam olarak neler yaşandı ve süreç nasıl başladı?
“İrem, 8 Mart günü sabaha karşı yaklaşık saat 04.00 sıralarında beni telefonla aradı. Karakolda tutulduğunu, uzun süre beni aramasına izin verilmediğini ve ancak büyük güçlükle bana ulaşabildiğini söyledi.
İşkenceye konu olan olaylar 7 Mart’ı 8 Mart’a bağlayan gece yaklaşık 00.45 sıralarında başlamış. İlk olarak bekçiler kendisinden kimliğini istemiş ve İrem de kimliğini ibraz etmiş. Yaklaşık 10 dakika sonra arkadaşının evine doğru giderken bu kez polisler gelerek yeniden kimlik sormuş. İrem, onlara da kimliğini verdiğini ve bu sırada telefonla arkadaşıyla konuştuğunu söyledi.
İrem’in aktardığına göre polis aracının sağ ön koltuğunda bulunan polis memuru araç kapısını doğrudan ve bilinçli biçimde sert şekilde açarak kapıyı üzerine doğru çarpmış. İrem bana, hızla geri çekilmese kapının yüzüne çarpacağını, geri çekilmesine rağmen kapının vücuduna sert şekilde isabet ettiğini belirtti.”
Kapının çarpmasının ardından süreç nasıl ilerledi?
“İrem, bu yaralanma nedeniyle şikayetçi olmak istediğini ve bu amaçla aracın plakasının fotoğrafını çektiğini söyledi. Şikayetçi olacağını belirtmesinin ardından iki polis memuru, İrem’in telefonunu elinden almaya çalışmış. İrem bu sırada kendisine fiziksel şiddet uygulandığını, saçlarının yolunduğunu, hakaret ve küfürlere maruz bırakıldığını ifade etti. Kendisine yönelik ağır transfobik ve cinsiyet kimliğini hedef alan küfürler edildiğini, yere sürüklendiğini, yerdeyken yüzüne ayakkabıyla basıldığını ve tokat atıldığını aktardı.
Daha sonra ekip aracına götürüldüğünü ve aracın arka kısmında darp edilmeye devam edildiğini söyledi.”
Bu süreçte size ulaşmasına izin verilmiş mi?
“Hayır. İrem, 00.45’ten yaklaşık 04.00’e kadar bana ulaşmak istediğini defalarca söylediğini, ancak bu talebinin engellendiğini belirtti.
Kendisinin yasal hakkını kullanmak ve avukatını aramak istediğini ısrarla söylemesine rağmen polislerin bu talep karşısında alaycı biçimde “Biz istersek ararsın, yoksa beklersin” dediklerini ifade etti.”
Sonrasında nasıl bir hukuki süreç işletildi?
“İrem daha sonra mevcutlu şekilde sabaha kadar karakolda tutularak, sabah saatlerinde savcılığa sevk edildi. Savcılık, dosya üzerinden adli kontrol talebinde bulundu; sulh ceza hakimliği de yine dosya üzerinden inceleme yaparak adli kontrol kararı verdi.”
Dosyayı inceleme sürecinde ne tür sorunlar yaşadınız?
“10 Mart 2026 tarihinde Şehit Fuat Bal Polis Merkezi Amirliği’ne giderek dosyayı incelemek istedim. Polis memurlarına olay yerine ilişkin kamera kayıtlarının alınıp alınmadığını sordum.
Bana, olayı görme ihtimali daha düşük olan bir noktadaki kız yurdunun kamera kayıtlarının talep edildiği söylendi. Bunun üzerine olayın asıl gerçekleştiği alanı gören kamera kayıtlarının da derhal toplanması gerektiğini belirterek talepte bulundum.
Dosyaya ilişkin notlar aldığım sırada bir polis memuru gelip dosyayı elimden aldı ve inceleyemeyeceğimi söyledi. Sonrasında savcılık nezdinde de çeşitli sorunlar yaşandı. Tüm bu güçlüklerin ardından ancak akşam saatlerine doğru dosyanın tamamını inceleyebildim.”
Dosyada polislerin iddiaları neler?
“Dosya kapsamına göre, üç polis memuru darp raporu almış ve İrem’den şikayetçi olmuş. Polislerin tuttukları tutanak ve şikayet beyanlarında, İrem’in kendilerine yönelik olarak “Daha 10 dakika önce GBT’me baktılar, size devamlı kimlik vermek zorunda mıyım, 10 dakika içinde adam mı öldürdük sanki, alın bakın, gidip yakalamanız gerekeni yakalayın, hepiniz Tayyip’in köpeği olmuşsunuz gidip yakalamanız gerekeni yakalayın” gibi ifadeler kullandığı, kimlik vermediği ve görevin yaptırılmaması için direndiği ileri sürüldü.
Burada özellikle vurgulamak istediğim bir durum var, bu süreç münferit bir olay değil. İrem, yaklaşık iki buçuk yıl önce neredeyse aynı yerde, yine benzer kolluk pratikleriyle işkence ve kötü muameleye maruz kalmıştı; o süreçte de yine Pembe Hayat haber yapmıştı.
Bu olayda yaşananlar da, önceki olayla tamamen aynı şekilde gelişti. Yine aynı hizada, yine polislerden/bekçilerden şikayetçi olacağını söylediği anda aynı biçimde şiddet uygulanmış; ardından bu şiddeti meşrulaştırmak amacıyla “cumhurbaşkanına hakaret” iddiası devreye sokulmuş oldu. Önceki dosyada da gerçeğe aykırı tutanaklarla bu iddia öne sürülmüş, yalnızca ‘cumhurbaşkanına hakaret’ yönünden dosya ayrılarak kamu davası açıldı.
Önceki dosyada benim polisler ve bekçiler hakkında yaptığım şikayet, İrem’in polisler ve bekçiler hakkındaki şikayeti ile onların bize yönelik şikayetleri bakımından dosya hala soruşturma aşamasında bekliyor. Aradan geçen yaklaşık iki buçuk yıla rağmen etkin bir soruşturma yürütülmedi, dosya ilerletilmedi.”